Ölüm bozulumsa der Epikür, bizimle ilgili olamaz, çünkü o zaman biz çoktan göçmüş oluruz. Ölüm bir ceset için kötü olamayacağına göre, kaygılanmanın da gereği yoktur. Evet ama yaşam yalnızca ölüme değil ölümsüzlüğe de karşıdır. Yaşlanarak, yaşlanmaya tanıklık ederek anlarız ölümün yalnızca bize dışsal olmayıp içimizde bulunduğunu. Aslında daha kapsayıcı bir yasanın canlıda kendini göstermesidir yaşlanma: Her şey yıpranır, aşınır, eskir, dağılır, ayrışır, parçalanır, bireyleşir, atomlaşır. Her şey çözüşerek ölür. Bunun termodinamikteki karşılığı ısıl ölümdür: Her şey soğur. Beden sıcaklığımız canlılığın belirtisi olarak alınırsa, onu korumak için yemek, içmek zorundayız. Bu yasa yaşamımıza öyle içkindir ki, hiçbir eylemi ortalığı dağıtmadan yapamayız. Her düzenleme, derleme, toparlama 'ısıl ölüme' karşı koyuştur. Toplum da örgütlü bir yapı olduğundan, öbür sistemler gibi enerjisini dışarıdan devşirdiğinden aynı yasaya tabidir. Toplumsal düzensizleşmeyi gelenek, görenek, ahlak, hukuk yoluyla kurallaştırarak korumayı deneriz.
Ama ölüm yalnızca yaşamın sınırı değil çeperidir de. Çünkü ölümsüzlüğe karşı koyarken kendini ölümle oluşturur. Tekhücrelilerde ölüm dışsaldır. Sayısızca ikiye bölünerek çoğalmakla ölümü dışlarında tutmayı başarırlar. Bu ölümsüzlük, çokhücreli canlıların kök hücrelerinde korunur. Kök hücrenin iki temel özelliği vardır. Birincisi, simetrik mitoz bölünme yoluyla kromozomlarında yüklü genetik bilgiyi iki ayrı hücreye kopyalayarak çoklanır. Böylece hem tıpkılarını yaratarak sonsuzca bölünebilir hem de her bir kopya hücre genomunu taşıdığı organizmayı oluşturan herhangi bir doku hücresine dönüştürebilir. Örneğin fare veya koyun embriyosunun geçirdiği sekiz hücre aşaması vardır ki, sekiz hücrenin her biri başka bir farenin rahmine yerleştirilse, birbirinin tıpkısı sekiz fare yavrusu doğabilir. Kök hücre, fareyi yapan her hücre tipine dönüşme yeteneğini içinde saklar. İkinci özelliği, asimetrik mitoz bölünmesidir. Ana hücre, biri kendisinin tıpkısı, öbürü değişiği iki hücreye bölünür. Ana korunurken ortaya yeni bir hücre çıkar. Dokuya özel değişik hücre tipleri bu yolla yaratılır. Bakteride bile gözlenir; örneğin bölünme sonrası hücrelerden birinin yüzdürücü uzantısı bulunurken öbüründe bulunmayabilir. Ama belirli bir işleve özelleşmek, aslında niteliksel bir ölüm biçimidir, çünkü değişik hücre artık her şey olabilme yeteneğini yitirir. Belirli bir şey olabilmek için her şey olmaktan vazgeçer ve o ölçüde bütüne bağlanır. Bazen bölünmüş hücrelerin ikisi de anadan değişik olabilir ki, bu doğrudan ana hücrenin ölümü demektir. Asimetrik bölünmeye koşut olarak hücre, hem sonsuzca bölünme yeteneği yitirilir hem de bölünmelerin sıklığı azalır. Bir iç sayaç (telomer) bölünme sayısını saptar. Beden hücrelerinin çoğunluğu yalnızca 60-80 kez bölünebilirler. Bu da niceliksel bir ölümdür. Süreç özelleşmiş hücreler oluştura oluştura soygelim üzerinde dallanarak ilerler ve sonunda ölüm sırf zamana indirgenir. Bir bütün olarak organizmanın ömrünü en özelleşmiş hücre belirler. Örneğin sinir hücresi eceli gelmeden hasar görürse yenilenme yolu bulunmadığından (veya sıklığı çok düşük olduğundan) alzheimer gibi hastalıklar ortaya çıkar.
İntihar
Birçok kanser çeşidinde, hücre bütünle olan ahengini bozarak ölümsüzlüğüne geri düşer, sonsuzca bölünerek yayılmaya başlar. Hücrenin buna tipik karşı koyma yolu, dış veya iç uyaranla kendini öldürmektir. Buna apoptoz deniyor (Yunanca apo; uzağa, ptohisis; düşmek). Apoptoz, hücrenin, karmaşık bir hücresel ve moleküler süreci dış veya iç bir uyaranla kendisinin başlattığı, düzenlediği ve infaz ettiği programlı kendini öldürme yoludur. Bu davranış virüs bulaştığında bakteride de görülür. Virüs işgalini tamamlayamadan bakteri kendini öldürerek öbür bakterilere bulaşmasını engellemiş olur. Apoptoz, nekroz denilen yaralanma sonucu ölüm değil, dışsal ölümün içsel ölümle çeperlenmesidir ve çok temel bir işlevi vardır: Organizma gelişmesi boyunca, bu yolla kendi kendini şekillendirir. İnsan dölütünün el ve ayak parmakları başlangıçta ördek ayağı gibi perdelidir. Apoptoz sayesinde kuyruğumuz uzamaz, bağışıklık sistemimiz bedenimize ait proteinleri tanır. Aybaşlarında rahim yüzeyindeki deri böyle atılır. Apoptoz, canlının, ölümün dışsal varlığını, kendi kendini öldürme olarak içine almasıdır. Yaşam yalnızca ölüme karşı koyarak değil, kendini öldürebilmekle de sürer ve böylece ölümünün sonluluğunu gösterir.Her şey sonludur. Her canlı ölümlüdür. İnsan ölümlülük veya sonluluk kederini teselli etmenin bin bir çaresini aramıştır ama nafile. Ölüm bir bıçak darbesiyle ölümlü yaşamdan kopar. Topraktan gelir, toprağa gideriz. Albert Camus ölümlülüğümüze meydan okuyan düşünürlerden biridir. Ona göre tek ciddi felsefe problemi vardır o da intihar. İntiharı önermez ama bunun üzerine düşünmeyi, dünyanın saçmalığına katlanmanın metafizik bir onuru olarak görür. Epikür'e göre ise ölümü doğrudan bilemeyiz. Doğrudur, ama gene de tatmanın bir yolu vardır. O da sevilenin ölümüyle. Çünkü sevilen içimizdeki başkasıdır, ben olan başkasıdır. Onun gidişiyle, seven kendi ölümünü de yaşar ve tersine, insan sevdikçe ölümü içe alarak onu aşar. Belki Epikür, 'Bilgeliğin sahip olduğu en önemli araç arkadaşlıktır' derken bunu kastetmişti. Belki felsefenin asıl ciddi konusu insanın insana bağlanması sorunudur. Yazı: Mustafa Cemal (mustafacemal@doganburda.com) / Atlas Mayıs 2008, sayı 183 |















