|
YAZI: MUSTAFA CEMAL
Doğanın ereği sorulursa eğer, yanıtı şöyle olabilirdi: Kendisini bir fraktal gibi durmadan değiştirerek yeniden üretmek. Doğa bu ereğini canlıya öyle bir yerleştirir ki, sonlu birey, çoşkun bir içgüdüyle eş arar ve yavrulayarak sonsuzuyla buluşur. Bütün uygarlaştırmaları boşa çıkaran bu boyun eğdirilemez dinginsiz gücün hem çocuğu hem ta kendisi olarak tarihimizi yaratırız. Bir yandan erkek ve kadın olarak ayrılmışlığımızdan yılmış gibi kenetlenme peşinde koşar ve bunun adını aşk koyarız. Öte yandan her aşk sanki bir soluklanma molasıdır, ağır ağır besler ayrılık tohumunu ve başka bir aşkı doğurur. Varoluşumuzun en gizemli yanıdır bu: Ne ayrılık doyurur ne birlik. Ama her üreme cinsel değildir. 'Cinsiyet' bu bildik gerçeği, iki cins olarak ayrılmışlığımızı dile getirir. 'Cins' Arapça kökenli, sınıf demek. Eşanlamlısı olan 'seks' ise Latince 'sexus'tan geliyor ve o da sınıf demek. Cinsellik, biyolojik işlev, cüsse, oktav, kas gücü, hormon dağılımı, hatta beyin yapıları değişik er ve dişi olarak ayrılmışlığımızda kalmayıp birbirimize yönlenişimizi ve bu sayede yeni bir canlı üretmek üzere girdiğimiz ilişki biçimlerini anlatır.
Bilimciler, eşeysizden eşeyliye nasıl geçildiği üzerinde ortaklaşamasalar da, evrimi cinsel üremenin başlattığı üzerinde örtükçe anlaşmışlarken, 'tekerli' diye anılan bir canlının üreme biçimi ve evrilme örüntüsü, evrim kuramında 'skandal' yarattı.
Tek Elle Alkış Tufanı Kopartmak
Tekerli (rotifer), su birikintileri gibi sucul ortamlarda yaşayan zararsız mikroskopik bir çokhücrelidir. Skandalı yaratan ise bunların bdelloid türüdür (b harfi okunmuyormuş). Bdelloid tekerlisi, eşeysiz üreyen iki bin çeşit canlıdan biridir. Bunların bazısı iki üreme biçimini de uygular. Ama bu türde, yaklaşık 300 yıldır bilinmesine, üzerinde sayısız gözlem, deney ve araştırma yapılmış olmasına rağmen hiç er b. tekerli görülmemiş. Eşeysiz üreyenlerin bazısı ise görece kısa bir süre sonra eşeyli üremeye geçmişler (en uzunu birkaç milyon yıl). Oysa b. tekerlilerinin, 80 milyon yıl öncesine ait yalnızca dişi reçine fosilleri var. Bu hayvanı şaşırtıcı kılan da kendini klonladığı kesin olmasına karşın eşeyliler kadar hatta onlardan fazla çeşitlenmeye uğramış olmasıdır. Örneğin eşeyli üreyen rotifer cinsinde (Rotifera, Monogononta) % 2.4 oranında bir çeşitlenme gözlenirken bizim tekerlilerde bu % 49 olmuş. İlk atalarından bu yana, erkeğe gerek duymadan 18 cins ve 1700'den fazla tür yaratmışlar.
Yani döllenmiş yumurta gibidir. Bu kromozomlar üzerindeki karakter genlerinin evrimlenme biçimidir çeşitliliği yaratan. Dolayısıyla bu b. tekerlisinin, er mi dişi mi olduğu sorusu ortada kalmıştır. Dış dünyada erkeğine rastlanmamaktadır ama aslında döllenmiş yumurtanın içinde saklıdır. Tıpkı elimizdeki bir çatalın içinde onu üreten işçilerin geçmiş emeklerinin saklı olması gibi. Böyle bakılırsa, tekerlilerin de kuralı bozmadığı, en başarılı eşeysiz üremede bile çeşitlenmenin erkeksiz olamayacağı söylenebilir. Bir zamanlar erkeği dışında olan tür, sert yaşama koşullarına uyayım derken onu içine almış görünüyor.
Mutasyon: Genetik kopyalanma sırasında yazım hatalarıyla, fiziksel veya biyokimyasal etkilerle genlerde kalıcı olarak meydana gelen yapısal değişmelere mutasyon diyebiliriz. Evrim sürecinin hammaddesi mutasyondur. Nasıl olduğunu bilemesek de ilk eşeyli üremeye geçiren de odur. İşte eşeyli üremede, ana ve babanın genlerinin yalnızca yarısı, o da seçilip yeniden birleştirilerek yavruya aktarılırken kuşaklar boyunca bir yandan yararlı genler bir arada toplanarak birikir ve bunların atadakiyle özdeşliği büyük ölçüde korunur. Öte yandan, zararlı genler ayıklanmaya uğrar. Böylece genetik çeşitlenme sürekli artar. Döllenmiş Eşeysiz Üreme: Gelelim Bdelloid tekerlisine. Püf noktası şu: Bunların yumurtaları çift kromozomludur. Yani döllenmiş yumurta gibidir. Yavruya aktarılan çift iplikli genetik bilgidir. Bu sırada yararlılar kadar zararlı mutasyonlar da olduğu gibi geçirildiğinden, süreci başlatan ilk atadaki alellerin türdeşliği gittikçe bozulur. Bu da ata alellerinin, evrime uğrayarak baştakinden bağımsız işlevler edinmesini sağlar. Buna işlev ıraksaması deniliyor. Örneğin birbirinin az değişiği veya almaşığı iki alelin baştaki işlevi dokunmayı algılamak olsun. Mutasyonlar sayesinde, zamanla bu alellerden biri, ışık fotonlarının dokunmasını, öbürü de ses dalgası moleküllerinin dokunmasını algılamaya ayrışmış olsun. Böylece baştaki aynı genin almaşığı olan iki alel şimdi iki ayrı gene dönüşmüştür.Bu süreçte zararlı mutasyonlar büyük sayılara ulaşan bu canlıların kitlesel ölümleriyle ayıklanır. Nitekim, eşeysiz üremeye sert yaşama koşullarında daha sık rastlanır. Bizim tekerliler de buna uygunlukla -270°C ile +150°C arasında yaşayabilmektedir. Bunu başarabilmek için su buharlaşıp toprak kuruduğunda hemen tüm yaşamsal etkinliklerini askıya alıyor, ortam yeniden sulandığında canlanıveriyorlar. İşte bu kuraklıkla baş etme mücadelesinde, baştaki iki alel, ayrı işlevler edinerek genleşmişler. Bu da tekerlilerin, yüksek çeşitlenmenin eşeysiz üremeyle gerçekleşen ikinci yolunu bulmuş olduklarını düşündürüyor. Erkek mi Kadın mı? Cinsellik, 'gen bencil değildir' ilkesini uygular ama 'gen bencildir' ilkesini ortadan kaldırmadığından amansız çelişkilere sahne olur. Eşeyli üreme zordur. Başta ikinci bir bireyi gerektirir. Bazen bu, öbür cinsiyle yiyecek kaynakları bakımından çatışma yaratır. Çiftleşme sırasında veya sonrasında dişinin erini yediği kırk kadar tür biliniyor, bu belki bununla ilgilidir. Bazı türlerde er, bu bakımdan rakip olamayacak kadar ufaktır, dişinin bacakları arasında yavrusu gibi dolanır. Başka bir zorluk, birey açısından bakarsak, kendi alternatifleri arasından onunla eşleşmesi için öbür cinsini razı etme gerekliliğidir. Ve en zoru ölümü tatmaktır. Her aileden değişik yaradılışlı bir çocuk doğar ve her biri kendi ortamını arar. Bir trajedidir bu insan için kendi yavrusu kendisinden değildir. Dışsal çelişkiler, örneğin memelilerde bir şekilde döllenmiş yumurtanın dişi veya erkeğe dönüşmesi sırasında içeride de sürer. Erkek doğurmak, dişi için içine aldığı erkeği dişi formu içerisinden yeniden oluşturmak gibidir. Dölüt başlangıçta dişi formundadır. Erkeğe dönüşmesi için başta testosteron, ostrojen ve bunlarla bağlantılı hormon ve enzimlerin, ilgili biyokimyasal süreçlerin işleyişinde uygun zaman ve miktarda etkimesi gerekir. Egemen biçim iki cinslilik olmakla birlikte, hormonsal etkileşme devrelerinin işleyişine ve bu sırada yapılan hatalara bağlı olarak cinsel görünüm ve algıda bir derecelenme oluşur. Bu bazen cinsel gelişmeyi bedensel veya beyinsel olarak tersine döndürebilir. Biyolojik çelişki, olanca çeşitliliği ve karmaşıklığıyla toplumsal ilişkilerde de sürer. Eski ABD başkanı Clinton, homoseksüelleri de askere almanın yolunu açtıysa da yaşadığımız çağın iki cinsliliğe takıntılı olduğu söylenebilir. Ama böyle olmayan toplumlar da var. Gene Amerika’da, Novaho, Mandan gibi ova Kızılderililerinde görülen berdache geleneği, kadın bedeninde erkeği ve erkek bedeninde kadını tanır. Erkek ruhlu kadın gene kadındır veya kadın ruhlu erkek gene erkektir. Giyiniş ve tavırlarına öbür cinsin bedenine uygun biçimler vermeleri benimsenir. İki cinsi de kuşatan bu gelenekte, erkek-kadın veya kadın-erkek anlamına gelecek terimlerle adlandırırlar. Bunun tersine, Azande halkı da onlar kadar ilginç olmakla birlikte, bir zor ilişkisinin kurbanıdır. Tüm kadınlar kralın haremine doldurulup kralın tarlalarında çalıştırılmasından dolayı halkın erkekleri kadınsız kalır: 'Pek çok genç, oğlanla evlendiğinde az sayıda da olsa oğlanın anababasına sanki onların kızlarıyla evlenmiş gibi mızrak verir... Kayınanası için kulübe inşa eder, tarlalarının temizlenmesinde yardımcı olur; ... Oğlan, erkek-kocası için su getirir, yiyecek ve ateş için odun toplar ve ateş yakar, ...yolculuk sırasında çantasını hazırlar... Geceleri ikisi birlikte uyurlar, koca arzusunu, oğlanın butları arasından giderir. Oğlan büyüdüğünde... oğlan-karı alma sırası ona gelir.' (Pritchard 1971:199-200) Aslında cinsellik, eş bulmanın zor olmadığı koşulları gerektirdiğinden daha başından toplumsallığa gebedir. Toplum dediğimiz, bu çelişkinin ortaya koyduğu kaosu düzene döndürme girişiminden başka bir şey değildir. Olanaksız bir çaba olduğundan her toplum, hep dengeden uzakta yaşar. Her şeye rağmen, fedaya ve feragata dayandığından sevginin kökeninde de cinsellik vardır. Atlas Ocak 2008, sayı 178 |
















