ATLAS LOGO
Kasım 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Atlasdan ’ Bumerang 
HASET: 'Benim Kadar Ol!'

Kendimizi aşağıda duyumsamak istemeyiz. Neredeyse canlılık düzeyindeki bu temel istek şunu ima eder ki, başkasının bizden üstte olması bizi huzursuzlaştırır. Başa gelen bir derdin başkalarının başına da gelmiş olmasının bizi teskin etmesi bununla ilgilidir. 'Elle gelen düğün bayram' deyişi, böyle bir ferahlamayı dile getirir. Ne var ki, temel olduğu kadar masum bu istek, hemen her toplumda olumsuz karşılanan bir duyguya bağlanır: Haset veya çekememezlik.
Yalın haset ilk bakışta, kendimizi başkasına göre yetersiz, kusurlu, eksikli görüp bunu gideremeyeceğimize veya ödünleyemeyeceğimize inandığımızda ortaya çıkan, 'o da benim kadar olsun' duygusudur. Buna göre, bulunduğumuz toplumsal bağlamda gözde olan özellik, eşya veya olanaklara sahip olanın veya bize göre daha fazla sahip olanın bundan yoksun olmasını istemektir. Buna, kendisi doyduğu halde ikizi meme emmeye başladığında yapmacık bir 'beni al onu alma' ağlaması tutturan bebeğin davranışı örnek verilir.
Bu bakımıyla haset arı eşitlenme arzusu olarak belirir. B. Russell Mutluluğun Kazanılması kitabında genel kabul görmüş bu anlayışla şu savı ortaya atmıştır: 'Haset, demokrasinin temelidir.' Örneğin demokrasilerde yetenek, eğitim, güç, zenginlikten bağımsız olarak herkesin tek oyu vardır. 'Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak' diye başlayan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da demokratik bir anayasadır ve onuncu maddesi şöyledir: 'Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.' Buna rağmen haset Russell için de kötüdür.

Hasedin ikinci koşulu, sigara ve biranın erkeğe özgü olması gibi toplumca ayrıcalıklı kılınmış olana erişme isteğidir.
Şebnem Eraş

Hasedin Kötülüğü

Basit eşitlenme arzusu olarak masum görünen hasedi kötü kılan nedir? Başta hasetçiye zararıdır. Tek körün ben olduğum ve başkasının yardımıyla yaşayabildiğim bir toplulukta, herkesin benim gibi olması isteğim gerçekleşirse, bana yardım edecek kimse de kalmazdı. Bundan hem tüm topluluk zarar görür hem de ben olduğumdan daha aşağı bir duruma düşerdim. Ayrıca, bu gibi dilekler çoğu kez gerçekleşemez olduğundan ölçütü yalnızca kendisi olan hasetçi, elindekilerden mutluluk sağmayı öğrenmek yerine durmadan üzülür.
Üstün olan gözüyle bakıldığındaysa, hasede uğrayan da bulunduğu düzeyden daha aşağı çekilmekten hoşlanmaz. Yetisinin hiçe sayılması hatta elinden alınmak istenmesi küçültücü olduğu kadar düşmanca gelir. Bu da onda kendini sakınma duygusuyla, üstünlüğünü kuvvet dahil çeşitli yollarla pekiştirmeye ve kendini kamufle edip yaşam alanını ayırmaya iter. 'Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler' sözü aslında Rousseau'nun İtiraflar adlı yapıtında geçer. Krallığın ve kilisenin şaşaa ve şatafat düşkünlüğü içindeki aldırmazlığını anlatır. Fransız Devrimi bu gösteriş çağını kapatırken yeni zenginler halktan görünmeye özen gösterdiler. Görünümün sıradanlaştırılması bugün de sürmektedir. Dünyanın en zengin adamı Bill Gates veya modern imparatorluğun lideri George Bush korumaları olmadan aramızda yürüse herhalde pek azımız onları ayırt edebilirdi.

Haset ilkin kendinde yeterince veya hiç bulunmayanın başkasında bulunmasını çekememektir
Fatih Pınar
Bununla birlikte üstünlerin kendilerini yalıtarak aralarında kurdukları yeni toplulukta da haset işlemeyi sürdürür. Güçlünün hasedinin daha yıkıcı olması onları daha kuvvetle yukarıya tırmanmaya zorlar. Örneğin, Osmanlı'da da görülen kardeş katli, birbirini çekemeyen kardeşlerin padişahlığa uygun olanı kararlaştıramamalarının sonucudur. Eşitlenme arzusu olarak görünen haset, böylece amacının tersine keskin kastlaşmalara sürükleyen toplumsal devinimin motoru olur. Üsttekilere özgü yeni bir haset biçimini ortaya çıkarır: Kendinde olanın, başkasında olmasını çekememe.
Eksiksizce birbiriyle aynı iki şey yoktur ve farklılık eşitsizlik demektir. Hepimiz birbirimizden ayrımlı olduğumuzdan, eşitlenme isteği, doğamıza ve ilişkilerimize içkin eşitsizlikle çatışmaya düşer. Kör bir eşitlenme talebi, bir yandan herkesin herkesten aşağı olabilmesi yüzünden herkesin hasetlenmesine yol açar ve öte yandan herkesin herkesten üstün olabilmesi yüzünden, hasetten kurtulmak için herkesi daha da güçlenme isteğine kaptırır. Bunun toplu etkisi herkesin herkese husumetidir ve bu ancak, onları gücü karşısında eşitleyebilen bir üst yoluyla siner. Bu güç, can almakla, işten atmakla, gruptan dışlamakla vb., korkutabildikçe kendini hasetçiler meydanının dışında tutar ama haset ateşi alttakiler arasında yanmayı sürdürür. Belki bu yüzden, Efesli Herakleitos (İÖ 500), 'aramızda birinci olmamalı' diyen yurttaşlarına öfkelenerek, 'hepsinin asılması lazım' demişti. Mevlana'nın tepkisi de sert sayılır. Mesnevi'nin 4. cildinde şöyle der: 'Sana haset eden ben bile olsam, bırak, can çekişip durayım.' Başka bir yol, üstün olanın bambaşka bir dünyaya ait olduğuna inandırabilmesidir. İlk devletler hep bir soy örgütlenmesi olarak aile egemenliğine dayanıyordu ve meşruluklarını ataya (ve dolayısıyla Tanrılara) en yakın kimseler olmaktan alıyorlardı.
Bununla birlikte kişinin kendini aşağı duyumsaması, durduk yerde değil, toplumca ayrıcalıklı kılınmış olanın onda bulunmamasıyla doğar. Belki bunun en ilginç örneği, hasedi eşitlenme isteği olarak gören Freud'un, üç beş yaşlarındaki kız çocukların 'penis hasedi' savıdır. Haset olunca haset edilende kaygı olacaktır, o da oğlandaki hadım edilme kaygısıdır. S. Freud'un öğrencilerinden M. Klein hasedi daha erkene çeker, ona göre bebek anasının onu keyfine göre emzirme gücüne haset etmektedir. Başka bir öğrencisi K. Horney ise, erkeklerde rahim hasedi olduğunu ileri sürmüştür. Ve tabii kadınlarda da kadınlığın hadım edilme kaygısı. Ama bunların hepsi bilinç dışıdır.
Freud, gençlik döneminde ortaya attığı yaşam içgüdüsüne yaşlılık döneminde karşıt bir güdü eklemiştir; ölüm içgüdüsü. Örneğin bağlanma, sevgi, ilkine; kıskançlık, hınç, haset, ikincisine denk düşer. Gerçekten de haset, kişiye bir yarar sağlamak şöyle dursun üstelik başkalarına bağlanmasını zorlaştırır. Eşitsizlik ve ayrıcalıktan sonra hasedin üçüncü ve yeterli koşulu, bağsızlık veya arızalanmış ilişkilerdir. Bu yüzden meme hasedi olsa olsa kötü bir anneyle bebeği arasındaki bir ilişkide bulunur. Çünkü bebek için başlangıçta gözleri ne kadar kendisiyse meme de o kadar kendisidir. Beslemeyi aksatan veya kendince kurala bağlayan bir anne, elbette bebek-meme özdeşliğini bozarak ikisini rakip haline getirebilir. Yukarıdaki ikizler örneğinde haset diye anlaşılan davranış, ikinci bebeğin kucağa alınmasıyla ilkinin terk edilmişlik duygusu yaşaması olarak da yorumlanabilir.

Hasetin Üç Biçimi ve Tanıma

Başkasının felaketi bizim felaketimizi teskin eder ama başkasının yardımı çok daha iyi teskin eder. Hatta ötesine geçer, dirim, yaşama güdüsü aşılar. Aslında haset bir eşitlik isteğinden çok kişinin başkasınca tanınma isteğinin yerine getirilememesinin ürünüdür. Bu temelde üç haset biçimi ayırt edebiliriz: i. Kendinde yeterince veya hiç bulunmayanın başkasında bulunmasını çekememe. Karşımızdakini tanımanın ilk koşulu onunla denk olduğumuzu bildirmektir. ii. Kendinde bulunanın başkasında bulunmasını çekememe. Başkasını tanımanın ikinci koşulu, onun üstün yanlarını kabul ve takdir etmeye hazır olduğumuzu göstermektir. iii. Kendinde bulunmasını umursamasa bile başkasında bulunanı çekememe. Karşımızdakini tanımanın son koşulu, üstünlüğümüzün ona açık olduğunu bildirmektir.
Eşitsizlik içerisinden eşitlenme isteği olarak doğduğundan haset toplumsal adaletle ilişkilendirilir ve çare olarak herkesin kendisinden (üstünlüğünden) gerektiği ölçüde vazgeçmesi önerilir. Oysa tersine başkasını tanımak eşitsizliği kabul etmektir. 'Kimim ben' diye soracak olsam kendime, başkalarını dışlayarak verebileceğim tek yanıt, yiyen-içen ve genlerini aktaran biyolojik varlığım olabilir. Oysa asıl ben, başkalarıyla doldukça oluşan ve yaşayan bendir. Bu yüzden gerçek toplumsal adalet, başkasını kendi içimde olumlayabilmemin, yani onu tanımamın sonucudur ve ancak 'ben senim' diyebilenler arasındaki toplumsal ilişkide içerili olabilir

Mustafa Cemal / Atlas Aralık 2007, sayı 177

EDİTÖRÜN NOTU
Küresel ısınmanın ısıttığı yeryuvarlağımız şimdilerde küresel bir iktisadi krizin içine yuvarlanıyor. Bu krizin nedeni ile dünyamızın doğasının yok olmasının nedenleri aynı.
KASLA GİT!
FOTOĞRAF SERGİSİ
Kuş Uçuşu Batı Anadolu
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.