|
İtme ayrılığı öne çıkarır, çekme ise birleşmeyi. Kuvvet uygulama olarak şiddet de bu iki biçimde belirir. İtme de çekme de yansızdır. İten ötekileştirerek kendini tekleştirir, çeken ise kendileştirerek birleştirir. Bu birleştirme bir el koyma, sömürme biçimi olabileceği gibi, elbirliği, ortaklaşma biçimi de olabilir. Birlikte yaşama, paylaşma, dayanışma kadar güç-birliği, fetih, köleleştirme de birleşmedir. Buna karşılık sınıflaşma, kastlaşma, cins, ırk, millet, etnik ayrımcılığı da, boyun eğmeme, direnme, kendini ve haklarını savunma da tekleşme biçimidir. Öldürme ve kıyım da; moral ve etik değerleri yaşatma istenci de tekleşmedir. Bir kuvvet uygulama olarak şiddete iyi sıfatının takılabilmesi bu karşıtlıklarda bir karışıklık yaratmak sayesinde oluyor. Oysa iyi bir amaç için kullanılan şiddet onu karşıtına döndürür.
Saldırganlık dışa yöneliktir, kurbanına koşul koymaz. Zorbalık ise içe dönük olduğundan koşulludur. Koşula rıza gösterildiği ölçüde saldırganlık gereksizleşir; dolayısıyla bir hukuku vardır. Saldırganlık gelgeç, zorbalık süreklidir ve her sınıflı, kastlı veya buyrukla yönetilen toplumda bu süreklilik zorbalığın kurumlaştırılması yoluyla sağlanır. Böylece zorbalık, tek bir saldırgan eylem göstermese bile sürekli gizil şiddet olarak yaşar. Bu tek yönlülükte, şiddete veya zorbalığa uğrayanın, mağdurun direnmesi, baş kaldırması, kendini savunması, hakkını araması da bir kuvvet uygulama olabilir ama bu bir zorbalık olamayacağından ve bir saldırganlık olmadıkça şiddet değildir.
Put ve Ejderha
Gelgelelim, mağdurun karşı koyma eyleminde başarılı olması, kendisinin saldırganlaşmayacağı, zorbalaşmayacağı anlamına gelmez. İnsanlar doğaları gereği birbirleri karşısında av ve avcı diye bölünmese de hayvanlar dünyasında rastlanan şiddet biçimlerinin hemen hepsi toplumlu yaşamda da görülegelmiştir. Kuşkusuz hayvanlar dünyası yalnızca saldırganlıktan ibaret değil, birbirini koruma, bakma, dayanışma davranışları türler arasında bile vardır. Bizde de ilk toplum oluşumlarının tipik belirtileri, yaralının, hastanın, yaşlının, yavrunun ortada konulmadığını gösteren arkeolojik buluntulardır.Toplumsal yaşam, hayvanlığı içinde taşımakla birlikte onu köklü bir aşmadır. Yandaki tablo fikir verebilir ki insan toplumlu evrimi boyunca bireysel saldırganlığı, içeride zorbalık dışarıda savaş biçiminde örgütleyerek akıl almaz bir dehşet makinesi yaratmıştır. Fransız düşünürü Thomas Hobbes'un 'Ejderha” adını verdiği bu makine devlettir. Kendi çocuğunu dinsel inancı gereği kurban etme davranışı yalnızca insana özgüdür. En eskisinden günümüze her toplumda dinsellik, çok çeşitli biçimler altında toplumsal yaşama nüfuz etmiştir. Devlet başından beri şiddeti ve onunla birlikte yasa koyuculuğu tekeline alarak kendini her yerde ve her zamanda kılarken dinsellikle çatışmaya düşer. Çünkü dinsel değişmezler, insan elinin dokunamayacağı uhrevi değişmezlerken yasalar besbelli ki dünyevidir. Örneğin bütün Sümer kent devletlerini egemenliği altına alan Hamurabi (İÖ 1728–1686), yasalarına kutsallık atfetmiştir ama o sırada Sümerliler binlerce puta tapmaktaydı. Bu iki değişmez tarih boyunca hep çatışmalı kalmışsa da, çoktanrılılığı yasaklayarak dünyada ilk kez tektanrılığı tanıyan firavun Akhenaten'den (İÖ 1353-1336) sonra, sözleri hem yasa hem Tanrı sözü olarak benimsendiği ölçüde, Mısır firavunları neredeyse eksiksiz bir uyum örneği verebilmişlerdir. Engizisyon mahkemeleri, cihat, haçlı seferleri, din savaşları bu uyumun başka gerçekleşmeleridir.
Demokrasi ve Zorbalık
Köklü bir ayrım daha var ki Atina demokrasisi dolaysız, modern demokrasi ise temsilidir. İlkinde halk yasamaya oylarıyla katılabilir; çeşitli televizyon programlarında uygulanan evet hayır oylamaları buna örnek olabilir. Temsili demokraside ise halk yalnızca kişileri seçebilir yoksa onların alacakları kararlara katılma hakkı yoktur. Bu da düşündürüyor ki seçim, demokrasinin zorunlu koşuludur ama tek başına bu, çoğunluğun azınlık üzerine zorbalığı olmasını engellemez. Şiddet bütün biçimlerinde kötüdür; kendi koyduğumuz yasalara saygılı olmanın yolu, onları gene kendi eylemimizle değiştirebilme olanaklarını toplumun gözeneklerine dek yerleştirmektir. Bu aynı zamanda toplumun hayvanlığı aşma derecesini verir. Yazı: Mustafa Cemal / Haziran 2007, sayı 171 |
















