ATLAS LOGO
Kasım 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Atlasdan ’ Bumerang 
İyi Şiddet Yoktur!

Her şey itme ve çekmenin birliğidir.

İtme ayrılığı öne çıkarır, çekme ise birleşmeyi. Kuvvet uygulama olarak şiddet de bu iki biçimde belirir.
İtme de çekme de yansızdır. İten ötekileştirerek kendini tekleştirir, çeken ise kendileştirerek birleştirir. Bu birleştirme bir el koyma, sömürme biçimi olabileceği gibi, elbirliği, ortaklaşma biçimi de olabilir. Birlikte yaşama, paylaşma, dayanışma kadar güç-birliği, fetih, köleleştirme de birleşmedir. Buna karşılık sınıflaşma, kastlaşma, cins, ırk, millet, etnik ayrımcılığı da, boyun eğmeme, direnme, kendini ve haklarını savunma da tekleşme biçimidir. Öldürme ve kıyım da; moral ve etik değerleri yaşatma istenci de tekleşmedir.
Bir kuvvet uygulama olarak şiddete iyi sıfatının takılabilmesi bu karşıtlıklarda bir karışıklık yaratmak sayesinde oluyor. Oysa iyi bir amaç için kullanılan şiddet onu karşıtına döndürür.

Osmaniye Kadirli'deki Karatepe'nin Fırtına Tanrısı Toroslar'da hüküm sürüyordu.
CÜNEYT OĞUZTÜZÜN
Şiddet edimlenmiş, yaşama geçirilmiş saldırganlık veya zorbalıktır. Saldırganlık ayrılar arasındaki, zorbalık ise birlikte yaşayanlar arasındaki tek yönlü ilişkidir. İlki dışsal öbürü içseldir. Nasıl köleleştirme saldırganlık yoluyla dışarıdakinin içe alınmasıysa kastlaşma, sınıflaşma eğilimi veya ayrımcılık, içtekini dışlaştırdığı ölçüde saldırgandır.
Saldırganlık dışa yöneliktir, kurbanına koşul koymaz. Zorbalık ise içe dönük olduğundan koşulludur. Koşula rıza gösterildiği ölçüde saldırganlık gereksizleşir; dolayısıyla bir hukuku vardır. Saldırganlık gelgeç, zorbalık süreklidir ve her sınıflı, kastlı veya buyrukla yönetilen toplumda bu süreklilik zorbalığın kurumlaştırılması yoluyla sağlanır. Böylece zorbalık, tek bir saldırgan eylem göstermese bile sürekli gizil şiddet olarak yaşar.
Bu tek yönlülükte, şiddete veya zorbalığa uğrayanın, mağdurun direnmesi, baş kaldırması, kendini savunması, hakkını araması da bir kuvvet uygulama olabilir ama bu bir zorbalık olamayacağından ve bir saldırganlık olmadıkça şiddet değildir.

Put ve Ejderha

Gelgelelim, mağdurun karşı koyma eyleminde başarılı olması, kendisinin saldırganlaşmayacağı, zorbalaşmayacağı anlamına gelmez. İnsanlar doğaları gereği birbirleri karşısında av ve avcı diye bölünmese de hayvanlar dünyasında rastlanan şiddet biçimlerinin hemen hepsi toplumlu yaşamda da görülegelmiştir. Kuşkusuz hayvanlar dünyası yalnızca saldırganlıktan ibaret değil, birbirini koruma, bakma, dayanışma davranışları türler arasında bile vardır. Bizde de ilk toplum oluşumlarının tipik belirtileri, yaralının, hastanın, yaşlının, yavrunun ortada konulmadığını gösteren arkeolojik buluntulardır.
Toplumsal yaşam, hayvanlığı içinde taşımakla birlikte onu köklü bir aşmadır. Yandaki tablo fikir verebilir ki insan toplumlu evrimi boyunca bireysel saldırganlığı, içeride zorbalık dışarıda savaş biçiminde örgütleyerek akıl almaz bir dehşet makinesi yaratmıştır. Fransız düşünürü Thomas Hobbes'un 'Ejderha” adını verdiği bu makine devlettir. Kendi çocuğunu dinsel inancı gereği kurban etme davranışı yalnızca insana özgüdür. En eskisinden günümüze her toplumda dinsellik, çok çeşitli biçimler altında toplumsal yaşama nüfuz etmiştir. Devlet başından beri şiddeti ve onunla birlikte yasa koyuculuğu tekeline alarak kendini her yerde ve her zamanda kılarken dinsellikle çatışmaya düşer. Çünkü dinsel değişmezler, insan elinin dokunamayacağı uhrevi değişmezlerken yasalar besbelli ki dünyevidir. Örneğin bütün Sümer kent devletlerini egemenliği altına alan Hamurabi (İÖ 1728–1686), yasalarına kutsallık atfetmiştir ama o sırada Sümerliler binlerce puta tapmaktaydı. Bu iki değişmez tarih boyunca hep çatışmalı kalmışsa da, çoktanrılılığı yasaklayarak dünyada ilk kez tektanrılığı tanıyan firavun Akhenaten'den (İÖ 1353-1336) sonra, sözleri hem yasa hem Tanrı sözü olarak benimsendiği ölçüde, Mısır firavunları neredeyse eksiksiz bir uyum örneği verebilmişlerdir. Engizisyon mahkemeleri, cihat, haçlı seferleri, din savaşları bu uyumun başka gerçekleşmeleridir.

Demokrasi ve Zorbalık

Çorum Pazarlı'da bulunan pişmiş toprak üzerine işlenmiş savaşçı betimi İÖ 6. yüzyıla ait.
ŞEMSİ GÜNER
Toplumlar karmaşıklaştığı, nüfusları büyüdüğü, homojenliklerini yitirdikleri ölçüde, bir yandan Tanrı kavramı semavi dinlerdeki gibi bedenden soyutlanmış, çoktanrılığın yerini tektanrılık almıştır ama yanı sıra günümüze dek süren mezhep kavgaları, mezhep ayrımına dayanan din savaşları, din ve devlet ilişkilerini karşı karşıya getirmiştir. Bu çatışma ilk kez sanayi üretimine geçen burjuva toplumunda kilise ve devlet tarafları arasında uzlaşmaz bir karşıtlık biçiminde kendini göstermiş ve değişik toplumsal öbeklerin hak ve pay talepleriyle beslenerek büyümüştür. Bu süreçte devlet iktidarının, değişik kesimlerin beklentilerine uygun olarak nasıl yönetileceği sorusu, otokratik ve teokratik yönetim biçimlerinin reddedilmesiyle demokrasi olarak yanıtlanmıştır. İlginçtir ki, demokrasi, milattan önce 507 ve 450 yılları arasında sürmüş tarımcı Atina Polisinin (kent devlet) yönetim biçimidir ve Yunanca, tartışmaya daha az açık anlamıyla, 'halk katılımıyla yönetim demektir” (demos, halk; kratos, yönetim). Dahası, birçok kaynaktan Atina nüfusunun yarıya yakınının köle olduğunu, köleler gibi kadınların da oy hakkının bulunmadığını öğreniyoruz. Ayrıca Atina çoktanrılıydı, modern demokrasiler ise çok dinlidir. Bunun gibi pek çok önemli farklılığa karşın çağdaş demokrasi ile ortak noktası, Atina demokrasisinin, dinsel değişmezlere göre değil asıl olarak seçim sonucu yapılan yasalarla yönetilmesidir. Bu anlamıyla laiklik, modern demokrasilerin de olmazsa olmaz özelliğidir, yani insan eliyle anayasalaştırılan değişmezler gene insan eliyle değiştirilir.
Köklü bir ayrım daha var ki Atina demokrasisi dolaysız, modern demokrasi ise temsilidir. İlkinde halk yasamaya oylarıyla katılabilir; çeşitli televizyon programlarında uygulanan evet hayır oylamaları buna örnek olabilir. Temsili demokraside ise halk yalnızca kişileri seçebilir yoksa onların alacakları kararlara katılma hakkı yoktur. Bu da düşündürüyor ki seçim, demokrasinin zorunlu koşuludur ama tek başına bu, çoğunluğun azınlık üzerine zorbalığı olmasını engellemez.
Şiddet bütün biçimlerinde kötüdür; kendi koyduğumuz yasalara saygılı olmanın yolu, onları gene kendi eylemimizle değiştirebilme olanaklarını toplumun gözeneklerine dek yerleştirmektir. Bu aynı zamanda toplumun hayvanlığı aşma derecesini verir.

Yazı: Mustafa Cemal / Haziran 2007, sayı 171

EDİTÖRÜN NOTU
Küresel ısınmanın ısıttığı yeryuvarlağımız şimdilerde küresel bir iktisadi krizin içine yuvarlanıyor. Bu krizin nedeni ile dünyamızın doğasının yok olmasının nedenleri aynı.
KASLA GİT!
FOTOĞRAF SERGİSİ
Binbir Gece Masalları Sergisi
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.