>
ATLAS LOGO
Ekim 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Atlasdan ’ Atlasname 
Gidiyorum, Ev!

Bir taşınma... Çatalhöyük... Ve yeni bir yaşam...


Yazı: Özcan Yüksek

Sekiz yıldır oturduğun, pencere önündeki manolya ağacının yapraklarının sayısını bile bildiğin evini terk ediyorsun. Tek misillemen bu. Artık daha yavaş bir hayat seni bekliyor. Bundan böyle hayata karşıdan bakacaksın-eğer kendisi bu tarafta kalır ise. Karşı kıyıdan. Karşı kıtadan. Asya'dan.

Hayatı daha yavaş izlemek ve ne gördüğünü anlamak istiyorsun. Vapura binmek. Bir yere yetişmeden yürümek. Zaten neye yetişiyorsun ki? Çatalhöyük'te bir ev terk edildi mi içindeki her şeyiyle terk edilirmiş. Evin direği yıkılır, o zaman için eşya kabul edilen eşyalar, çanak çömlek, heykelcikler, içeride ne varsa evle birlikte gömülürmüş. Ah keşke sen de böyle yapabilseydin. Ev senin olsaydı en başta. Fotoğrafları, mektupları (artık mektup mu var sanki), eski defterleri, altını çizdiğin kitapları yıkılmış evin duvarları arasına gömseydin. Eski koltuğu, tabakları çanakları. Zaten kurumuş olan bir çiçeği bıraktın mesela. Terk edilmiş bir kuş yuvasını da öyle. Eski sanat dergilerini. Ha, bu arada arabanı da sattın. Artık arabasız bir hayat olsun istiyorsun. Arabanın kar zincirlerini de iyi bir Çatalhöyüklü gibi eve bıraktın. Çatalhöyüklüler yalnızca, evin atası sayılan ve ana direğin dibine gömülen kişinin kafatasını iskeletinden söküp yeni evde aynı yere gömerlermiş. Sen de kafatasını aldın, mümkün olduğunca boş halde taşıyorsun öbür eve işte. Ama bir evi terk etmek, dokuz bin yıl öncesinde olduğu kadar ehemmiyet taşımıyor bugünlerde. Hatta hiçbir sembolik değeri yok. Kolilere dolduruyorsun ya da onlar gelip dolduruyorlar, kamyona yüklüyorlar, sen de aracın şoför mahalline sıkışıyorsun kırılmasın diye eline tutuşturulan avizeyle birlikte ve evinden uzaklaşıyorsun. İhtimal arkana bir kez bakıyorsun, o kadar. Ve unuttuğum bir şey var mıydı diye aylarca, aklına geldikçe belki yıllarca düşünüyorsun.

Çatalhöyük'te, 9 bin yıl önce, bir ev terkedilince duvarları, eşyaları, her şeyiyle birlikte gömülürdü.
Aslında oturduğun semti seviyordun sen. Ne de olsa Beyoğlu'na yakın, Mimar Sinan Camii'nin sokağında, bir zamanlar şehzadelerin oturduğu bir yer Cihangir. Ama birkaç neden bir araya geldi bu defa. Bir kısmını söylemiştin, diğer bir neden de kitapların eve sığmamasıydı. Tabii kitapların çokluğundan söz etmiyorsun, evin küçük olmasıydı asıl sıkıntın. Dolayısıyla kitaplarım yoksa ben de yokum dedin. Aradığın kitabı bulamıyorsan evin içinde, kendini de bulamıyorsun demektir. Gerçi Beyoğlu'nda sabaha kadar açık nöbetçi kitapçı bulmak mümkündür. Belki de dünyanın hiçbir yerinde bu kadar lüks bir kültür yoktur. Gören duyan da acayip okuyan bir şehir zanneder burasını!
İtiraf et ki, taşınmanın başka başka nedenleri de var ya, doğrusu sen bile bilmiyorsun.
Yaklaşık bir haftadır, derdest edilmiş bir halde yaşıyorsun evde. Siyah çöp torbalarına doldurulmuş giysiler, kolilerde kırılacak eşyalar, kitaplar, gazete kâğıdına sarılmış çerçeveli fotoğraflar ve resimler, sanki yarın gitmeyecekmişsin gibi hâlâ duvarda asılı duran Petersburg'un üç metre enindeki panoramik fotoğrafı. Afrika'dan getirdiğin bir mızrak da duvara yaslanmış, onu nasıl evden çıkaracaksın? Apartmanda ve çevrede halim selim biri bilirlerdi ya seni. Çuvala sığmayan koca bir mızrakla evden çıkınca insanlar ne düşünecek?

Bir toplum, geçmişini anımsayabiliyorsa ertesi güne başlayabiliyor. Çatalhöyük bir bellği yaşatma projesidir.
Gökhan Tan
İlk kez ev taşımıyorsun tabii ki. Kim bilir daha ne kadar taşınacaksın. Ama çok fazla taşındığın da söylenemez. Subay çocuğu da değildin ki oradan oraya dolaşmış olasın. Dostoyevski'nin Petersburg'da 25 kez ev değiştirdiğini öğrendiğinde şaşırmıştın. Sana ne kadar da çok gelmişti. Acaba eşyalarını kendi mi topluyordu, kitaplarını nasıl taşıyordu diye aklından geçirmiştin. Büyük ustanın, evlerini hep sokakların köşesinden seçmesine ne demeli? Hayatın iki yanını da görme arzusu mu? Sokağın her iki yanını gören pencerenin manzarasında illa ki bir kilisenin olması ise onun için anlaşılır bir durum. Sen de onun gibi bir kiracısın işte. Zaten insan bu dünyaya kiracı gelmiş, sen de kiracı üstüne kiracısın. Kendi seçimin. Bu defa taşımacı firması istemedin. Cenaze kaldırır bir titizlikte, başka ellerin geçmişinize ait eşyaları ağır plastik bidonlara doldurmasına nasıl dayanırsınız! Daha zahmetli olacağını bile bile, mutfak eşyalarını bir kenara bırak, diğer şeylerin neredeyse her biriyle tek tek ilgilendin. Bazı eşyalarını belki yıllardır eline almamışsın, kimisi çekmecenin en dibinde hiç ışık yüzü görmemiş. En çok da Namibya'dan, Tunus'tan, Zimbabve'den ya da Meksika'dan, dünyanın şurasından burasından aldığın şeyleri avucuna aldığında bir tuhaflık basmıştı. Zaman geçmişe akmaya başladı. İklimlerden iklimlere, yıllardan öbür yıllara sıçradın.
Bazı eşyalarınla üzülerek oracıkta vedalaştın. Daha fazla taşımanın manası yok. Örneğin çalışma masan. Senden önce mi yaşlandı ne? Ayaklarını bastığın yer, kestane ağacıyla bandajından çözülmüş. Ah o cam örtülü bambu masan, çok kahrını çekti çok. Ama biliyorsun ki, hayatının önemli bölümü masanda geçiyor ve yeni bir hayata başlayacağına göre masanı da değiştirmek zorundasın-en azından senden daha sağlam olanıyla. Onu oracıkta, odanın köşesinde bıraktın. Üstündeki tozları bile almadın. Öylece kalsın, onu heveslendirmeyeyim dedin. Belki döner geri, alırsın bile. Ama söz vermedin.
Ian Hodder anlatmıştı, Çatalhöyük'te evler terk edilirken, siloların ovulmasına, ocakların doldurulmasına, yerlerin temizlenmesine, kalasların sökülmesine ve odaların doldurulmasına büyük özen gösterilirmiş. Bütün bunlar incelikli bir terk etme sürecini akla getiriyormuş. Evler terk edilirken yapılan `temizlik' de neyin nesi acaba? Hodder da buna bir açıklama getirmekte zorlanmıştı. Belki de, zaten döşemenin altına gömdükleri ölüleriyle birlikte yaşayan Çatalhöyüklüler, evden çıkarken her şeyi pirüpak bırakmak istiyorlardı atalarına. Çatalhöyük, toplumsal belleği devam ettirme arzusundaki insanların buldukları bir çözüm değil miydi? Yerleşmenin, buraya yerleşmelerinin sebebi, Hodder'ın söylediğine göre, toplumsal belleği devam ettirmek. Bir toplum, başlangıcını ve geçmişini biliyorsa ertesi güne başlayabiliyor. Evet öyle... öyle... öyle! Bunu anımsamak ve anımsatmak için bazı yollar deniyor. Çatalhöyük'te duvarların ve yerin sürekli olarak sıvanması ve temizlenmesi belleğin devamını sağlayan bir ritüel Hodder'a göre. Hatırladıkları sürece yaşayabiliyorlardı. Bu yüzden bir evi terk etmeye karar verdiklerinde, artık çok eskidiği için ya da yeni kuşaklara yetmediği için ya da henüz bilemediğimiz başka bir sebepten ötürü, bütün belleklerini ifade ettikleri evi, bir insanı gömer gibi törenle ve eşyalarıyla birlikte toprağın altına koyuyorlardı.
Neyse, her şeyin daha az anlam taşıdığı, daha rasyonel, bilimsel ve işlevsel bir zamanda yaşıyorsun. Bugün taşınıyorsun. Bir hafta sonra da ikinci büyük taşınmayı yaşayacaksın. İşyerin başka bir binaya nakledecek kendini. İki taşınmanın aynı ana rastlaması bir tesadüf mü sence? Yoksa ağlarını ören birileri mi var kaderinin? Pek çok ayrılığı sıkıştırdın bir haftaya. Bir kampanya düzenler gibi.
Ve, evden çıktın. Taş merdivenleri son bir kez daha tırmanmaya başladın Akarsu Yokuşu'ndan-adına bakılırsa eğer, belli ki çok yıllar önce buradan bir ırmak akıyordu. Evet son bir kez tırmandın bu merdivenleri. Uzağı görmekten uzak, darağacına gider gibi.

Sayı 130 / Ocak 2004

Yorumları okumak ve yeni yorum yazmak için tıklayınız

Son yazılar:
  • çatalhöyük (lea lea, 23/02/04 14:24)
  • gidiyorum ev (sevda taşdemir, 03/02/04 15:33)
  • EDİTÖRÜN NOTU
    Zekâtların çalındığı bu zamanın bezirgânları, istifledikleri paralarını hangi cennete, hangi kuryelerle havale edecek? Yalnızca masum balıkları ve bereketi değil, masumiyet ve saadeti de tüketen insanlar nasıl yaşayacak?
    SARIKEÇİLİ GÖÇÜ
      07.10.08
    KASLA GİT!
    FOTOĞRAF SERGİSİ
    Binbir Gece Masalları Sergisi
    ABONELİK
    HASANKEYF'E SADAKAT
    Sıfır Yokoluş Gezileri
    [ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
    [ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
     
    [ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
    [ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
    © Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
    Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
    Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
    Imperia ile tasarlanmıştır.