Denizin eşsiz manzarası, alışveriş, meditasyon...Buraya ilk kez 1999 yılında geldim. O zamanlar oyun alanımdı. Burayaduyduğum aşk o zaman doğdu yüreğimde.
Gümüşlük, binlerce yıl öncemeydana gelen depremlerle oluşmuş. Halikarnas Balıkçısının tek mirası,Cevat Şakir'in ruhunun gezdiği yerdir. Bir de fasıl akşamları ZekiMüren'in kulaklarını çınlattığımız tek yer. Burası küçük şeylerden mutluolan insanların yeri. Onlar doğan güneşle mutlu olurlar. Vaktim oldukçaeski fotoğraflara bakar karşılaştırma yaparım. O siyah beyaz, eskimişya da şarap gibi eskidikçe güzelleşen Bodrum fotoğraflarına bakarım.Dikkatimi çeken her yer değişikliğe uğrarken burası değişikliğeuğramamış. Yani burası bir iç çektirmiyor ve tezatlık yapıyor, sizieskiye götürüyor.
Adını denize vuran Güneş'in denizi kızıl yapıputandığı kişi gidince gümüş rengini almasından alıyormuş. Bir de antikyazarlar Myndos'un bağımsız olarak para bastırmasından bahsediyorlar.Oradaki halk da çevrede bulduğu gümüş paralardan dolayı yakın çevredegümüş madeni olabileceğini düşünmüş ve buraya Gümüşlük denmiş. Gümüşlük,yarımadanın en batı ucu ve merkeze 22 km uzaklıkta.
Yol arkadaşımbabam ile yazın kavuran sıcağında köylerin ve tarlaların içindengeçiyoruz. Güneş'in rengi doğaya yansımış; her yer sapsarı. Yolculuğumuztatlı muhabbetler ve benim durup fotoğraf çekimlerimle aksıyor.Bursa'da pek rastlayamadığım, kargaların düşmanı, korku filmlerininkahramanı korkulukları görüyorum sağlı soğlu. Yolumuza devam ederkendenize yaklaştığımızı burnuma gelen keskin tuz ve yosun kokusundananlıyorum. Virajı dönüp, zemini taş ve toprak karışımı olan otoparkagiriyoruz. Sabahın ilk saatleri olmasına rağmen otoparkta yerbulamıyoruz. Bütün bunların sebebi Gümüşlük'e motorlu araç girişininyasak olması. Herhalde Gümüşlük'ü Gümüşlük yapan da bu. Gümüşlük sanaçok teşekkür ederim ;çünkü burada yiyeceğim balığı egzoz dumanı ilepaylaşmak istemiyorum.
Arabadan inerken mis gibi bir koku bedenimisarıyor. Beni sevgilisiyle karşılamaya gelmiş lokma tatlısı bu.Yeşilliklerin arasında tarçınla beni bekliyor. Dönüşümde yetişemem diye,ahşap bir banka oturup lokma tatlısı yiyeceğim. Sıcacık, bol şerbetli,çıtır çıtır yiyorum. Tepemdeki sarmaşıklar koyu gölge yapıyor.Bursa'daki seyyar el arabalarındaki bici bici ve bağdat tatlısı gibiburada da buzlu badem ve lokma tatlısı satılıyor. O yörenin de ünlüyemeklerini hem tadabilir hem de tanıyabilirsiniz. Kalkma vakti artık.Gümüşlük'e yürüme zamanı. Takıcıların, hediyelik eşyaların, tiril tirilserin tutacak kıyafet satıcılarının arasında etrafıma bakınarak devamediyorum. Sahile indiğim gibi elbette ilk baktığım yer Tavşan Adası.Yeni gelen balıkçı tekneleri ve Gümüşlük'e has, buraya sinen balıkkokusu beni ilk defa rahatsız etmiyor. Sadece bugüne özel olmayanlokantaların önündeki tezgahlar gene döktürüyor. Kalamarı görünce deağzım sulanıyor doğrusu. Ben de bu arada babamın satıcıyla olanmuhabbetine kulak misafiri oluyorum ama kafam daha çok bugünkü planımile meşgul. Manava doğru yürüyorum. Tepelerde birçok yel değirmeni ilekarşılaşıyorum. Bir de tek tük taş evler. Tepesi kubbeli harika küçükbir manav burası. Tezgah o kadar renkli ki... Yeşil limon alıyorum. Buküçük limonu içkilerin içinde süs olarak görebilirsiniz. Adını da misketlimonu diye duyabilirsiniz. Küçükbük'te yediğim 'Gülü seven dikeninekatlanır'sözünden ilham alarak çok sevdiğim ve toplaması bir o kadar zorolan 'Frenk İnciri'... Yeşil, sert kaktüslerin üstünde yetişir.Kaktüsün üzerinde kırmızı, sarı ve turuncu çiçeğinden sonra meyveyedönüşür. Tatlı, etli ve oldukça sulu bir meyve. Meyvenin o çilek gibigörünümü beni hayran bırakıyor. Türkçe'de Frenk İnciri, halk ağzındaKaynana Dili ve sözlüklerde Hint İnciri olarak geçer. Bir Akdenizmeyvesi. Meyvenin üstü benek benek ve üzerinde büyük dikenler var.
Yoldakitoprak hala ıslak. Akşamdan kalan yorgunluk var Gümüşlük'te. İnsanlaryavaş yavaş uyanıyor. Sahil boyunca sıra sıra ufak balık lokantalarıvar; tavanları ahşap balık lokantaları... Yürürken ister istemez onlarıizliyorsunuz. Yer toprak, doğal ve tabi bir yol. Bir süre sonra bir çaybahçesine ulaşıyorum. Kahvaltı etmem lazım. Deniz manzarası muhteşem.Sıcacık fırından çıktığı gibi poğaça yiyorum. Tavşan kanı çayımı TavşanAdası'na uzatarak içiyorum. Kahvaltı sonrası şu ana kadar gördüğüm engüzel manzaraya sahip köy berberine geliyorum. Ben dışarıdaki sandalyedeotururken babam da koyu sohbete dalıyor. Kekek diye birşeydenbahsediyorlar. Sonradan öğrendim ki buranın halkı kekiğe kekek diyormuşve geçimini kekikten sağlıyormuş.
İnsanlar yavaş yavaş yürüyüşegeçerken bende peşlerine takılıyorum. Şimdi Tavşan Adasına yol alacağım.Burası Türkiye'nin yürüyerek gidilen tek adası. Adını adada bulunantavşanlardan alıyor. Sayıları son rakamlara göre 25. Kim bilir kimleringeçtiği Kral Yolundan şimdi bende geçiyorum. Su oldukça serin. Tuzu vesoğuğu iliklerimde hissediyorum. Yalnız denizin içinde yürümek garip birduygu. Adanın gerçek adı Asar Adası. Adanın içinde tavşan bulunmasınınsebebine gelirsek çok rivayet var ve hepsi de iç açıcı değil. Yoluyarıladığımda su belimi geçmiyor. Taşlar oldukça kaygan bu yüzdenyürürken dikkat etmelisiniz....
Adaya girişimde değişik taşlar benibekliyor ve adaya farklı bir hava katıyor. Bir de yardım kutusu.Paslanmış ve kapağı açılmış. Belli ne kadar eski olduğu. Tırmanmayabaşlarken bodur ağaçlar arkadaşım oluyor. Küçük dostlarımı da mantıkyürüterek burada arıyorum ve aradığımı da buluyorum. Uzun kulaklı,kocaman gözlü ve burnunu oynata oynata boncuk boncuk bana bakıyorlar.Hemen fotoğraflarını çekiyorum. Hangi çalılığı kaldırsam onlar geliyorkarşıma. Tırmanmaya devam ediyorum. Çok da zor değil; ama iniştezorlanacağım gibi. Tepeye tırmandığımda harika bir manzara benikarşılıyor. Denizden yansıyan güneş gözümü alıyor. Cennetin birparçasındayım şu an. Denizin üstü adeta pul gibi. Şıkır şıkır parlıyor, okadar temiz ve berrak ki... 150m uzunluğunda, 2,5m genişliğindeki kralyolunu çıplak gözle görebiliyorum. Gezi tekneleri kayıp gidiyor gözümünönünden. Deniz uyuyor ve denize giren insanları görünce bir çocuk gibikıskanıyorum. Şimdi tam da yerindeyken Myndos'a dönelim. TavşanAdası'ndan da sur kalıntıları görebiliyorsunuz. Bu kalıntılar antikKaria kentlerinden. Uludağ Üniversitesi 2009 yılından beri bu adadaçalışmaları sürüyor. Yapılan kazılarda şimdilik kilise kalıntıları,mezar alanı ve tapınak olduğu düşünülen yapılar bulunmuş. Bu bulgular daTavşan Adası'nın 2500 yıllık bir kutsal alan olduğunu ortaya çıkarıyor.Bu kutsal alan ve çok sayıda kilise kalıntıları bulunmasının sebebi deBizans çağında veya erken Hristiyanlık Döneminde Myndos'un psikoposlukolarak kullanılmasıymış. Asıl bunun nedeni Myndos'un Avrupa'yı Kudüs'ebağlayan kutsal Hac yolu olması. Deniz ulaşımında Hac adaylarınınKudüs'e giderken veya dönerken uğradıkları kutsal nokta burası. Hattaçok defa karşılaştım bazı insanlar buraya dua ederek falan geliyorlar.Sanırım Gümüşlük'ün bu bereketli toprakları onlar için daha önemli.Adada hatta dilek ağacı var. Bence bu müthiş bir şey. Bu dilek ağacıaslında meyve veren poşet ağacı gibi. Kumaş parçası yerine naylon poşetbağlayan da çok. Myndos'da aynı zamanda M.Ö 5yy'a ait bir yapınınduvarları çıkmış. Tapınak veya anıt olabileceği düşünülüyor. M.S 13 yy'aait yerleşim alanı bulunmuş. Etrafı sur duvarları ile çevriliymiş. Birtane de kilise çıkmış. Mozaik bir yapısı varmış. Çıkan mezarlıklarda herbirinden 6 kişi çıkmış.
Myndos, İ.Ö 2.000 Minos Krallığınınegemenliği altında olmak üzere Pelasgler ile birklikte adada yaşayanLelegler, Karia kıyılarına çıkarak ilk sahiplerini buralardanuzaklaştırıp, kendi kentlerini kurmuşlar. Böylece Myndos, Leleglertarafından kurulan Karia Bölgesi'nde kurulan sekiz kentten biri olmuş.Mausolos tarafından yeniden inşa edilmiş ve Yunan şehircilik anlayışınauygun planlanlaşmış, yerleşim tamamen sur içerisine alınmış .4kilometreyi bulan surlara sahip. Daha sonra halk Halikarnassos 'ayerleştiği için terkedilmiş durumda. Bu zamanlarda filozof Diyojen'in ,Myndoslar'a seslenip kapılarını kapalı tutmalarını yoksa kentin dışarıkaçabileceğini söylediği de rivayet ediliyor. Büyük İskender de ondan bukenti ele geçiremezmiş. Myndos'a Roma Döneminde de büyük eklemeleryapılmış. 1800 yıllarda araştırılmaya başlanmış. Denizin içinde;stadyum, tiyatro ve sur kalıntıları bulunuyormuş. Myndos aynı zamandaHalikarnassos Kralı Maussolos'un emriyle kuruldu. Gümüşlük'de dalarsınızbu antik parçalarla bolca karşılaşırsınız. Myndos, etimoloji yönünden'ana tanrıçaya tapınma' anlamındaymış. Bu kalıntıları görmek gerçektenhoş.
Tavşan Adası'nda hala otururken, bazı fotoğraf karelerindeçıkıyorum. Ama bulunmak istediğim yerdeyim. Artemisya... Sevgilisi hemde kardeşi Kral Maussolos ile birlikte buraya gün batımını izlemeyegelirmiş. Kim bilir belki de Artemisya'nın oturduğu yerde ben deoturuyorum. Etrafımdaki geleneksel Bodrum evlerini izliyorum. Eski Bodumevlerini en iyi taşıyan yer de Gümüşlük. Gelenksel Bodrum evleri şuşekilde olmalı; beyaz boyalı, geniş balkonlu, begonvillerle süslü olmasıgerek. İç yapısına bakarsak; penceresiz giriş katı, ikinci kata açılankapı bir de çekme merdiven. Bu ise, korsanlardan korunmak için. Köylerintepelerde yer alması sebebi de bu. Çatılarının da kil, toprak veçamurdan karıştırılması lazım.
Güneş'i adaların arkasındasobeliyorum. Ay ile kovalamaç oynuyor. Güzelliğin verdiği sarhoşlukzamanı unutturuyor bana. Hemen sahile inip, yaşlı bir amcanıntavsiyesiyle Koyunbaba'ya gidiyoruz. Buzu bıçakla kesmiş bir havası olankayalar var. Bu kayalar Halikarnassos'ta dünyanın yedinci harikasıMozole'nin yapısında kullanılmış. Mozole, Kral Maussolos'un anısınısonsuzlaştırmak için yapılmış. Heykellerle süslenmiş yapıt, 45m.uzunluğunda. Her kenarında dört heykel bulunuyor. Bu heykellerin tanrıdeğil de hayvan ve insan heykeli olmasından dolayı önemli. Şimdi deBodrum merkezinde müzede sergileniyor. Buraya aşık olanlardan bir deHerodot var. Herodot, Gümüşlük'ü liman olarak kullanmış ve daha sonraaşık olmuş. Aslında olay şu şekilde gerçekleşmiş rivayetlere göre:Herodot'u bir büyücü seviyor ve ona büyü yaparak Gümüşlük'e aşıkettiriyor. Herodot da Bodrum'u bir akrabasının idamı ile terketmiş veAnadolu'yu gezmeye başlamış. Sonunda da Roma'ya yerleşmiş.
Çok acıktım ama Bodrum'da yaşayan Pelin Özdoğru Davran'ın ağzından Gümüşlük'ü dinleyeceğiz.
'Gümüşlükeski adıyla Myndos benim Bodrum'a yerleşme sebeplerimden. Yıllar öncesebebini keşfedemediğim bir gizemle sarmıştı beni. Gelen herkesiçarptığı gibi. Meğer sonradan öğrendiğime göre bunun sebebİ Gümüşlük'ünmerkezine çok yakın olan Karakaya imiş. Karakaya dünyadaki sayılı enerjimerkezlerinden biri. Bu yüzden Myndos ve ve çevresine adım atanlar buenerjiden büyüleniyor. Gümüşlük hem tam bir balıkçı kasabasıdır hem detarihi kokusu vardır. Tüm beldenin zemini 2000 yıllık antik anforaparçaları ile dolu. Bir anlamda tarih yaşıyor. Hakkında rantsöylentileri çıksa da Gümüşlük halkı ve buraya yerleşen entellektüellerGümüşlük'e sahip çıkıyor. Bir avuç rantçıya bu güzelliği bırakmıyor. Bizde elimizden geldiği kadarıyla onlara destek olmaya çalışıyoruz.'
-'Peki Pelin biraz da kendinden bahset.'
-'Yarımadanınen batı ucu olan Gümüşlük'ün en batı noktasında Ege Denizi'ne bakarakmeditasyon yapmak en büyük keyiflerimden. Gümüşlük'te başıboş iyi huyluköpeklerle sahil boyu koşmak, kıyıdaki köy kahvesinde ada çayı içmek vemevsiminde Gümüşlük çileği almak sonra ondan reçel yapmak, dünyanın engüzel manzaralı berberinin yukarısındaki dünyanın en güzel manzaralıcamiinin avlusunda oturup silueti gönülen Pserimos ve Kalimnos'a doğrudüşlere dalmak, bir kıyı lokantasında Tavşan Adası'na bakarak akşambirası içmek ve eski bir Kızılderili inancı ile batan güneşe doğru taşatarak dilek dilemek de vazgeçilmez ritüellerimdendir.'
-'O zaman ben mutlaka Karakaya'ya da gitmeliyim.'
Karakayatepeye kurulmuş harika bir köy. Rivayetlere göre de korsan saldırısınauğradığı için tepelere kaçmış halk. Eski bir Bodrum köyü. Yemyeşildoğanın içinde. Terkedilmiş olduğu için biraz ürkütücü ama şimdilerdeyeni sahiplerini buluyor. Herhalde her güne pozitif başlamak buradamümkün olabilir. Buranın değişik bir atmosferi var. Pelin'den duyduğumkadarıyla da bunun nedeni Ley Hatlarıymış. Ley Hatları Dünyanın enerjimerkezlerini oluşturuyor. Bereketli Anadolu topraklarında bu paralelevren kapılarından 3 tane mevcut. Üçünün adı da 'Ka'ile başlıyormuş.Antik kültürde 'Ka'yaşam enerjisi ile ilişkiliymiş. Gizemli Karakaya daonlardan biri.
Şimdi gidiyorum, Ekklesia Kilisesine. Tepede ve geneyeşilliklerin arasında tatlı bir kilise. Ege ve Akdeniz'in sanatmabediymiş. Hatta bu kilisede köyün çocuklarına piyano dersleriveriyorlarmış. Adı da pek ilginç. Ekklesia kime adamak istersenizadayabilirsiniz demek. Yani bu şuna benziyor, Kilise Kilisesi. Ben denkgelemedim ama size tavsiyem, buradaki yeşilliğe oturup, içeriden çalınanpiyano sesini dinleyin.
Şimdi gelelim, Gümüşlük'ün yemek kültürüne.Babam ve diğer insanlar Gümüşlük'ün atmosferinden etkilenip rakılarıhazırlamışlar. Masa çok düzenli. Tahta olan lokantalar temiz, bunu dabeyaz masa örtülerinden anlıyorum. Daha sonra masaya sırasıyla gelen,kalamar, ahtapot salatası, karides, çoban salatası, zeytinyağlı cacık dagelince esas bomba olan balık geliyor. Üstüne de tuz ve Ege'ninvazgeçilmezi zeytinyağını da dökünce paylaşamayacağım bir tat oluyor. Bugece Bodrum ayrı bir cazibe ve güzellik taşıyor. Restaurant ışıklarıyakamoz ile birleşince gözlerimi denizden ayıramaz oluyorum. Eğer balıknerde yenir diye sorarsanız Gümüşlük derim ama tek unsur birazfiyatlarının yüksek olması.
Şimdi de Asuman URER'den Gümüşlük'ü dinleyelim.
-'Yılın4-5 ayı Gümüşlük'te bulunuyorum. Günbatımının yarımad da tek vemuhteşem battığı yer. Gümüşlük halkından enteresan tipler vardır. Meselabenim yakın olduğum Pala lakaplı Muzaffer. Rakıyı çok sever. Çiftçilikve balıkçılık yapar. Civardaki adalarda keçi ve koyunları vardır. Onlarıadada besliyor, tekneyle su taşıyor. Halk genelde toprak zenginidir.Arazi satar, onunla geçinir. Tabi çoğunluk balıkçılık yapar. Ayrıcamandalina ağaçları ile uğraşır. Ben tapıyorum buraya ve bir şekildeyerleşeceğim. Tekne sevdam var. Her Gümüşlük'ten dönüşümde depresyonagiriyorum. Ege zaten tek eşi benzeri yok. Bunu gelen yabancı yelkencilersöylüyor. Aşık olmamak gerçekten imkansız gibi bir şey.'
Gümüşlükfarklı bir dünya, farklı bir yer. En çok araştırdığım ve aylarımıverdiğim yer. Gümüşlük'te birşeylerin fazlası var. Gündüzü gecesi birayrı. Gümüşlük'ten sevgilerle...
Yazı: Gizem Hamurcu / Haziran 2010