ATLAS LOGO
Nisan 2011
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Atlascilar ’ Okurlardan 
Kurugöl Kanyonu

Güzel bir cumartesi gününde, sabah saat onbir sularında bütün doğaseverler oraya toplanmıştı.Yer Düzce'nin Akçakoca ilçesi Kurugöl mevkiiydi.




Yazı ve Fotoğraflar: Harun Agah Altay

Etkinliği Düzce Valiliği, Akçakoca Kaymakamlığı, Turizm İl Müdürlüğü ve Düzce Doğa Sporları Derneği ortaklaşa düzenliyordu.Herkes tatlı bir heyecan içerisinde yeni keşfedilen ve adı 'Kurugöl Kanyonu' olarak verilen bu farklı coğrafyayı görmek için sabırsızlanıyordu.
Ve artık yola koyulma vakti gelmişti.. Katılım beklenenden fazla olunca ve köy halkı da doğa yürüyüşüne büyük ilgi gösterince, parkur tahmin edilenden daha güzel ve keyifli başlamıştı.Yürüyüş maratonunun başladığı İkizdere'de, kalabalık yavaş yavaş ve heyecan dolu titrek adımlarla kanyona doğru yürüyordu bile.

Yıllardır, fındık telaşı yüzünden bölgede yaşayan insanlar, bu doğal güzelliklerin farkına varamamıştı maalesef.. Fındık onların tek ekonomik varlığıydı çünkü.Onlar hayat şartları yüzünden yıllardır yaşadığı coğrafyanın güzelliklerini keşfedememişti.Bu yüzden yaşadıkları topraklarda düzenlenen bu etkinliğe, onlarda büyük bir merak ve heyecan içerisinde katılıyorlardı.
Yürüyüş, bir vadinin dibinde akarsu kenarı boyunca tüm hızıyla devam ediyordu.Üstelik buna bahar mevsiminin karları eritmesiyle oluşan bol su bereketi de eklenince, su şırıltılarının altında doğal bir müzikal vardı sanki.Fakat güzergah boyunca bazı bölümlerde irili ufaklı kayaların olması, geçişleri daha da heyecanlandırıyordu.Ama kimi yerlerde doğaseverlere geçiş kolaylığı sağlamak için köy halkı tarafından ağaç köprüler de kurulmuştu.Ve bu geçişlere ayak uyduramayanlar da yok değildi.Geçişler sırasında dere kenarında zaman zaman rastladığımız kaya ovukları da geziyi görsel şölene dönüştürüyordu.Ve yine akarsuyun yüksek debi (akım) de aktığı o eski dönemlerde suyun kayalara oluşturduğu şekiller insanlara ayrı bir heyecan katıyordu.

Bu kayaların üzerinden damlayan sulara ağlayan kaya deniliyor.Bir rivayete göre, burası yıllar önce kanyona gelip birbirleriyle hasret gidermeye çalışan köyün aşıklarının uğrak yeriymiş.Masal bu ya, aşıklar bu kayaların dibinde oturup birbirlerine sarılıp ağlaşırlarmış.Ve o günden bu güne ismi pek gündeme gelmese de Ağlayan Kaya olarak kalmış.
Yolculuk boyunca çevrede, fındık tarlalarının arasında mevsimin azizliğiyle birlikte daha yeni yeni rengini almış yemyeşil ağaçlar da uzanıyordu.Ağaçsız olmazdı elbette.Zaten ağaçların ve yeşilliklerin olmadığı bir yerde doğadan söz edebilirmiyiz ki, ve adına da 'doğa yürüyüşü' diyebilirmiyiz? Ve tabiiki kuşların cıvıltılarını da duymazdan gelemeyiz. Onlar, yeryüzünün vazgeçilmezleriydi çünkü.
Kurugöl Kanyonu'nu bende ilk kez görecektim.Akarsunun geçtiği yerleri daha önce gezip görmüştüm ama kanyonun olduğu bölümü hiç görmemiştim.Üstelik hayatımın bir bölümünü bu topraklarda geçirmeme ve bölgeyi iyi kötü tanımama rağmen.Çünkü kanyon yıllarca gizlemişti kendini.Taki birileri onu keşfedene kadar..Ve bende bu organizasyonu duyunca, doğaya karşı duyduğum ilgiden ve köyüme kendimi affettirmek istediğimden koşup gelmiştim.

Kanyona doğru ilerlerken,çekim için ideal olan fotoğraf makinemle geçtiğim yerleri karelere alıyordum.Bu bana büyük bir keyif veriyordu.İnsanların attığı adımlarda o heyecanı yakalamak, ve onların doğayla iç içe yürürken yüzlerinden dökülen sevinçlerine arka fon oluşturmak beni daha da iştahlandırıyordu.
Parkurda ilerlemeye devam ediyorduk.Bende 'acaba kanyona hangi bölümde rastlayacağız' diyerek sabırsızca ilerliyordum kalabalığın arasında.Yürürken, köyde ve şehirde yaşayan insanları bu ortak amaç doğrultusunda bir arada görebilmek bana mutluluk veriyordu.Çünkü köy insanı kır yaşantısına doğal olarak daha aşinaydı.Ve çevreyi gezerken çok fazla zorlanmıyordu.Ama şehir insanı kimi yerlerde doğaya yabancı olduğunu meraklı ve heyecanlı bakışlarla belli edebiliyordu.Hatta yürürken kulak misafiri olduğum konuşmalarda da bunları seziyordum.

Yürürken bir yandan da yanımda bulunan, derenin güvenliğinden sorumlu İbrahim abiyle de sohbet ediyorduk.İbrahim abi yedi sekiz yıldır derenin çevre düzenlemesiyle ilgileniyordu.Ona; 'sen kanyonun yerini biliyormuydun daha önce?' diye sorduğumda; 'evet biliyordum, ama bu kadar ilgi duyacağını hiç tahmin etmemiştim.'diyerek şaşkınlığını ifade ediyordu.Haklıydı.Kimin aklına gelebilirdi ki bu topraklarda bunca zaman farkedilemeyen kanyonu organizasyona dönüştürerek doğaseverlerle buluşturmak.
Tabii ki birilerinin aklına gelmişti.Birileri bu konuya el atarak kanyonu insanlara duyurmalıydı artık.Ve o birilerinin arasında da hiç şüphesiz organizasyonda büyük pay sahibi olan Düzce Turizm İl Müdürü Özcan Budak vardı.Özcan bey yaklaşık on yılı aşkın süredir Düzce'de bu görevini başarıyla yürüttüğünü söylüyordu.Ve kanyona önceki yıllarda da birkaç kez gelip keşif gezisi yaptığını anlatıyordu. Anlatırken de yaşadığı mutluluğu yüz mimiklerinden anlamamak elde değildi.
Gezi, Doğa Sporları Derneği'nden gelen yürüyüş ekibi eşliğinde tüm heyecanıyla sürüyordu.Yürürken de kah pantolonlar yırtılıyor, kah suya düşenler oluyordu.Neyse ki yaralanan olmamıştı. Bu da keyifli sahnelere sebep oluyordu.Ben de bu arada pantolonumun çamurlandığını, dere üzerindeki taşlardan atlayarak geçmeye çalıştığımda farketmiştim.

Yürürken köyden birkaç kişinin kendi aralarındaki konuşmalarına da kulak misafiri olmuştum.Biri bir taşın üzerindeki yazıya elini uzatarak; 'bu yazıyı koyun sürülerini otlatırken amcam yazmış' diyor ve üzerinde ' İsmail 1968 ' yazan kayayı gösteriyordu.İnsanoğlu tarih boyunca meraklıydı tabi ismini doğaya kazımaya.Adlarını ölümsüzleştirme arzusu vardı içlerinde çünkü.Belki o dönemlerde doğayı kirlettiklerinin ve zarar verdiklerinin pek farkında değillerdi ama, yine de isimlerini kayalara ve ağaç kovuklarına betimlemişlerdi.Belki de, o dönemlerde yaşadıkları bir sıkıntının yansımasıydı bu kazıdıkları.
Her neyse, biz maceraya devam edelim..
Sanırım yavaş yavaş kanyona yaklaşmıştık.Çünkü bazı bölümlerde, dere kenarındaki düzgün yoldan ayrı ayrı ilerleyen gruplar, ileride yavaşlayarak toplanmaya başlamışlardı.Yani parkurun sık kayalıklı bölümüne geldikçe adımlar ağırlaşıyordu.Bu bölümde yine çocuklarda büyüklerinin gözetiminde yürüyüşe devam ediyordu.

Ve, vadi dibindeki yaklaşık iki kilometrelik bu keyifli yolculuğun ardından nihayet beklenen kanyona varmıştık.Bulunduğumuz çevreye göre beklediğimden daha büyük ve ürkütücü görünüyordu.Öyleydi de.Geridekiler de yavaş yavaş kanyonda birikmeye başlamıştı.Kalabalık toplanınca artık kanyondan iplerle yukarıdaki şelaleye tırmanış etabı da başlıyordu.Doğa Sporları Derneği'nden gelen ekipler, bir ucu yukarıda kayalara bağlanan halatların ucundan tutarak, tırmanışa geçen insanlara yol gösteriyorlardı.Herkes heyecanlarının doruklarındaydı.En ufak bir hata ciddi yaralanmalara yol açabilirdi.Kanyonun üzerinden sarkan sarmaşıklardan damlayan sular, kayaları ıslatarak tırmanışı daha da zorlaştırıyordu.Bir ara, bir bayanın tırmanışını bitirmek üzereyken ayağından kayan taşın aşağıya yuvarlanması çevredekileri birazcık korkutsa da, şükür ki keyifli geçen maceranın kötü anılmasına yol açmamıştı.
Tırmanış devam ederken bende sıraya geçip tırmanışımı gerçekleştirmek için halata sıkı sıkı tutunuyordum.Heyecanlıydım.Önümdekilerin tırmanışı da bitince sıra artık bana gelmişti.Halatlara sıkıca tutunuyordum ama içimde az da olsa düşme korkusu vardı.Gerçi sağlık ekipmanları donanımlıydı ama onlara pek gerek kalmamıştı bu gün.Tırmanıştan önce burayı gözümde büyütmemiştim ama dizginleri elime alınca işin ciddiyetini anladım.Tabi çoğu insan tırmanıştan önce iddialıydı.Hatta yol boyunca tırmanışı küçümseyenler, ve bu yüzden yukarıya tırmanamadan sadece kanyonu görüp geri dönenler bile vardı.
Artık son bir hamleyle bir ayağımla kayadan destek alıp bir elimi de yukarıda bekleyen kişiye tutturunca tırmanışımı tamamlamıştım.Tabi diğerleri tırmanmaya devam ediyordu.Çünkü kanyonun hemen bitiminde yaklaşık beş metreden dökülen şelale vardı.Ve kanyonla birlikte şelaleyi de gören köylülerin çoğunun dudaklarından dökülen o cümle;'bunca yıl, etrafımıza bakmadan yaşamışız'.

Bende aynı duyguları hissettiğimi üzüntüyle belirtmek istiyorum.Ama gururluyum.Çünkü henüz yirmi üç yaşındayım ve diğerlerine göre sanırım biraz şanslıyım.
Şelaleye varınca herkesin yüzünde, sanki bir dağın zirvesine ulaşmış hissi veren o mutluluk saçan ifadeler vardı.Herkes bol bol fotoğraf çektirerek günün keyfini çıkarıyordu.Kurugöl Kanyonu, insanları fazlasıyla memun etmişti artık.Ve daha sonra, şeşalenin hemen yanındaki dik patikadan son kez yukarıdaki tarlaya çıkılarak, yürüyüş parkuru gururla tamamlanmış oldu.
Sonuç olarak, son derece güzel, macera dolu ve keyif verici bir günün ardından eve dönüş yolunda akıllara Atlas dergisinin o meşhur sloganı takılmıştı.Ve o gün, şüphesiz yediden yetmişe herkes bu sloganın peşindeydi;
'Her zaman keşfetmek için bak.'

Temmuz 2009

EDİTÖRÜN NOTU
İnsanın bir masumiyet çağı olduğuna inanıyorum. Sonra, insanın özünün iyi olduğunu düşünüyorum. Boş bir iyimserlik değil bu hislerim. Başlangıcımızın böyle olduğunu gözlerimle görebileceğim yerlere gidiyorum.
FOTOĞRAF SERGİSİ
Periler Yurdu Avanos
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.