Yazı ve Fotoğraflar: Harun Agah Altay
Ve artık yola koyulma vakti gelmişti.. Katılım beklenenden fazla olunca ve köy halkı da doğa yürüyüşüne büyük ilgi gösterince, parkur tahmin edilenden daha güzel ve keyifli başlamıştı.Yürüyüş maratonunun başladığı İkizdere'de, kalabalık yavaş yavaş ve heyecan dolu titrek adımlarla kanyona doğru yürüyordu bile.
Yürüyüş, bir vadinin dibinde akarsu kenarı boyunca tüm hızıyla devam ediyordu.Üstelik buna bahar mevsiminin karları eritmesiyle oluşan bol su bereketi de eklenince, su şırıltılarının altında doğal bir müzikal vardı sanki.Fakat güzergah boyunca bazı bölümlerde irili ufaklı kayaların olması, geçişleri daha da heyecanlandırıyordu.Ama kimi yerlerde doğaseverlere geçiş kolaylığı sağlamak için köy halkı tarafından ağaç köprüler de kurulmuştu.Ve bu geçişlere ayak uyduramayanlar da yok değildi.Geçişler sırasında dere kenarında zaman zaman rastladığımız kaya ovukları da geziyi görsel şölene dönüştürüyordu.Ve yine akarsuyun yüksek debi (akım) de aktığı o eski dönemlerde suyun kayalara oluşturduğu şekiller insanlara ayrı bir heyecan katıyordu.
Yolculuk boyunca çevrede, fındık tarlalarının arasında mevsimin azizliğiyle birlikte daha yeni yeni rengini almış yemyeşil ağaçlar da uzanıyordu.Ağaçsız olmazdı elbette.Zaten ağaçların ve yeşilliklerin olmadığı bir yerde doğadan söz edebilirmiyiz ki, ve adına da 'doğa yürüyüşü' diyebilirmiyiz? Ve tabiiki kuşların cıvıltılarını da duymazdan gelemeyiz. Onlar, yeryüzünün vazgeçilmezleriydi çünkü. Kurugöl Kanyonu'nu bende ilk kez görecektim.Akarsunun geçtiği yerleri daha önce gezip görmüştüm ama kanyonun olduğu bölümü hiç görmemiştim.Üstelik hayatımın bir bölümünü bu topraklarda geçirmeme ve bölgeyi iyi kötü tanımama rağmen.Çünkü kanyon yıllarca gizlemişti kendini.Taki birileri onu keşfedene kadar..Ve bende bu organizasyonu duyunca, doğaya karşı duyduğum ilgiden ve köyüme kendimi affettirmek istediğimden koşup gelmiştim.
Parkurda ilerlemeye devam ediyorduk.Bende 'acaba kanyona hangi bölümde rastlayacağız' diyerek sabırsızca ilerliyordum kalabalığın arasında.Yürürken, köyde ve şehirde yaşayan insanları bu ortak amaç doğrultusunda bir arada görebilmek bana mutluluk veriyordu.Çünkü köy insanı kır yaşantısına doğal olarak daha aşinaydı.Ve çevreyi gezerken çok fazla zorlanmıyordu.Ama şehir insanı kimi yerlerde doğaya yabancı olduğunu meraklı ve heyecanlı bakışlarla belli edebiliyordu.Hatta yürürken kulak misafiri olduğum konuşmalarda da bunları seziyordum.
Tabii ki birilerinin aklına gelmişti.Birileri bu konuya el atarak kanyonu insanlara duyurmalıydı artık.Ve o birilerinin arasında da hiç şüphesiz organizasyonda büyük pay sahibi olan Düzce Turizm İl Müdürü Özcan Budak vardı.Özcan bey yaklaşık on yılı aşkın süredir Düzce'de bu görevini başarıyla yürüttüğünü söylüyordu.Ve kanyona önceki yıllarda da birkaç kez gelip keşif gezisi yaptığını anlatıyordu. Anlatırken de yaşadığı mutluluğu yüz mimiklerinden anlamamak elde değildi. Gezi, Doğa Sporları Derneği'nden gelen yürüyüş ekibi eşliğinde tüm heyecanıyla sürüyordu.Yürürken de kah pantolonlar yırtılıyor, kah suya düşenler oluyordu.Neyse ki yaralanan olmamıştı. Bu da keyifli sahnelere sebep oluyordu.Ben de bu arada pantolonumun çamurlandığını, dere üzerindeki taşlardan atlayarak geçmeye çalıştığımda farketmiştim.
Her neyse, biz maceraya devam edelim.. Sanırım yavaş yavaş kanyona yaklaşmıştık.Çünkü bazı bölümlerde, dere kenarındaki düzgün yoldan ayrı ayrı ilerleyen gruplar, ileride yavaşlayarak toplanmaya başlamışlardı.Yani parkurun sık kayalıklı bölümüne geldikçe adımlar ağırlaşıyordu.Bu bölümde yine çocuklarda büyüklerinin gözetiminde yürüyüşe devam ediyordu.
Tırmanış devam ederken bende sıraya geçip tırmanışımı gerçekleştirmek için halata sıkı sıkı tutunuyordum.Heyecanlıydım.Önümdekilerin tırmanışı da bitince sıra artık bana gelmişti.Halatlara sıkıca tutunuyordum ama içimde az da olsa düşme korkusu vardı.Gerçi sağlık ekipmanları donanımlıydı ama onlara pek gerek kalmamıştı bu gün.Tırmanıştan önce burayı gözümde büyütmemiştim ama dizginleri elime alınca işin ciddiyetini anladım.Tabi çoğu insan tırmanıştan önce iddialıydı.Hatta yol boyunca tırmanışı küçümseyenler, ve bu yüzden yukarıya tırmanamadan sadece kanyonu görüp geri dönenler bile vardı. Artık son bir hamleyle bir ayağımla kayadan destek alıp bir elimi de yukarıda bekleyen kişiye tutturunca tırmanışımı tamamlamıştım.Tabi diğerleri tırmanmaya devam ediyordu.Çünkü kanyonun hemen bitiminde yaklaşık beş metreden dökülen şelale vardı.Ve kanyonla birlikte şelaleyi de gören köylülerin çoğunun dudaklarından dökülen o cümle;'bunca yıl, etrafımıza bakmadan yaşamışız'.
Şelaleye varınca herkesin yüzünde, sanki bir dağın zirvesine ulaşmış hissi veren o mutluluk saçan ifadeler vardı.Herkes bol bol fotoğraf çektirerek günün keyfini çıkarıyordu.Kurugöl Kanyonu, insanları fazlasıyla memun etmişti artık.Ve daha sonra, şeşalenin hemen yanındaki dik patikadan son kez yukarıdaki tarlaya çıkılarak, yürüyüş parkuru gururla tamamlanmış oldu. Sonuç olarak, son derece güzel, macera dolu ve keyif verici bir günün ardından eve dönüş yolunda akıllara Atlas dergisinin o meşhur sloganı takılmıştı.Ve o gün, şüphesiz yediden yetmişe herkes bu sloganın peşindeydi; 'Her zaman keşfetmek için bak.' Temmuz 2009 |

















