>
ATLAS LOGO

Mayıs 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Atlascilar ’ Okurlardan 
İtalya'da Kampinglerde Tatil Nasıl Yapılır?

2007 Yılı Temmuz Ayında, İzmir'den İtalya'ya araba kiralayarak internet aracıyla bir gezi planladık. Bu anılarımı sizinle paylaşma amacım; böyle bir gezi yapmayı düşünen siz gezi severlere yardımcı olmak.

2007 Yılı Temmuz Ayında, İzmir'den İtalya'ya araba kiralayarak internet aracıyla bir gezi planladık. www.camping.it İtalya'da görülecek yerler hakkında en iyi bilgiyi; The Natıonal Geographıc Traveler isimli Türkçe bir rehber kitaptan edindik. İtalya karayollarını gösteren bir harita olmazsa olmazlardan. Bu anılarımı sizinle paylaşma amacım; böyle bir gezi yapmayı düşünen siz gezi severlere yardımcı olmak.

1.Gün:

İzmir'den Roma'ya uçak rötarları yüzünden 3 saat gecikmeli olarak vardık. Türkiye'den kiraladığımız arabayı havaalanından alıp, Roma'ya en yakın, kuzeydeki Spoleto kasabasındaki Campeggio Monteluco isimli kampinge gideceğiz. Amacımız Roma'yı dönüşte gezmek. Çevre otobanından kuzeye doğru yol alırken hava karardığı için kampinge gitmekten vazgeçip 20 km. kadar sonra otobanın kenarında, marketi de olan bir benzinlikte arabada geceledik. İtalya'da böyle yol kenarında gecelenip alışveriş edilecek çok sayıda benzin istasyonu var ve para istenmiyor. Çevrenizdeki arabalar da binek veya karavansa hiç düşünmeden kalabilirsiniz. Market-kafede karnımızı doyurup, camları hafif aralık bırakarak iyi bir uyku çektik.

2.Gün:

İlk gezi günü, hedefimiz Umbria bölgesi. Spoleto'ya doğru giderken, tepede bir ortaçağ kasabası olan Narni'nin içinden geçtik.Burada durmadığımıza sonradan pişman olduk. Çok sevimli gezilecek bir yerdi. Mutlaka durun. Roma'dan 45-50 km. ötedeki Spoleto şehri ise yine bir Ortaçağ kasabası. Ana meydanında turizm danışma ofisi bulup bir harita aldık. İtalya'da tüm şehirlerde bu kolaylıği yaşayabilirsiniz. Bu küçük kasabada bile bir festival programı vardı. Ara sokaklarından birinde küçük bir Roma Tiyatrosu kalıntılarını gördük. Oradan Trevi'ye geçtik. Küçük bir Ortaçağ kasabası daha. Adından anlaşılacağı gibi her yerde tarihi çeşmeleri olan, ortada insanlardan daha fazla arabaları gördüğünüz, çevresiyle birlikte toplam 7000 nüfusun yaşadığı, insanın ömrünün sonuna kadar yaşamını geçirmek isteyebileceği sakin, huzurlu bir ortam. Buradan Asisi'ye geçtik. Trevi'den daha büyük, dar sokaklarını taş cepheli eski binaların çevrelediği yine bir ortaçağ kasabası. Aziz Francis'in 'İkiz Kiliseli Bazilika'sını görmek için kasabanın dışına uzun bir yürüyüş yaptık. Bu günün
son durağı Perugia kenti. Şehrin merkezine, tarihi bir dehlizin içinden beş kat merdivenle çıkılan eski ve yeninin karışımı büyük bir şehir. Gecelemeyi Perugia yakınında Trasimeno Gölü kenarında Camping Porto Cervo'da yaptık. Temmuz ayında gece rüzgar ve soğuktan bayağı etkilendik. Kaldığımız en ucuz kampingti.

Trevi Sokakları

3.Gün:

Toskana Bölgesi: Programımızda Cortona, Arezzo olmasına rağmen kamptan geç ayrıldığımız için doğru Siena'ya gittik. Oscar ödüllü 'Hayat Güzeldir' filminin çevrildiği büyük tarihi bir şehir daha. İstiridye kabuğu şeklinde çok güzel bir meydanı var. Buradan kuleleri ile ünlü San Gımıgnano kasabasına gittik. Yolu epeyce karışık ve döne döne tepeye doğru çıkıyorsunuz. Arabalar kasabanın dışına park edilip, şehre kemerli bir girişten geçiliyor.
Tüm kasaba yarım saatte gezilecek kadar küçük bir yer. Her taraf tertemiz,düzenli.
Temmuz'un ortasında hafif bir yağmur da çiseliyordu. Kasabadan yemyeşil Toskana bağlarını izlemek ayrı bir zevkti. Kasabanın tek anayolunun üzerinde, eski küçük bir kilisenin şarap butiğine dönüştürülmüş durumunu mutlaka görün.Akşam üzeri Floransa'ya Mıchelangıolo Kampinge vardık. www.camping.it/Toskana/Michelangelo

Siena

4.Gün:

Floransa'da kampingteyiz. Kampımız tüm Floransa'yı tepeden gören Mıchelangıolo meydanının yakınında çok merkezi bir yerde. Şehre 10 dakikada otobüsle veya 25 dakikada yaya olarak ulaşılabiliyor. Seneye bu kampingin kaldırılıp yerine otopark yapılacağını öğrendik. Kampçılar için büyük bir kayıp. Kamp; uluslararası, çoğu genç insanların sırf Floransa'yı gezmek için kısa süreli kaldığı oldukça kalabalık bir yer. Kalabalığa rağmen her yer tertemiz ve duşlarda sürekli sıcak su bulabiliyorsunuz. Sabah kahvaltılarını, Türk usulü yanımıza aldığımız su ısıtıcısıyla ve poşet çayla yapıyor, öğlenleri İtalya'nın çeşitli sandviçlerinden yiyip, akşamları ise bir restoranda özel İtalyan yemekleri ve şarapları ile kendimize küçük bir ziyafet çekmeye çalışıyorduk.
Sabah erkenden yürüyerek Floransa'yı keşfe çıktık .Arno nehrini geçip karşı kıyıda sırasıyla;
-Piazza Della Signoria Meydanını
-Piazza Del Duomo Meydanı Ve Katedralini
-Museo Dell Opera Del Duomo (Duomo Müzesi)'yu ve içeride Mıchelangıolo'nun son yapıtı Pieta'yı gördük.
-Arno Nehrinin üzerindeki tarihi Ponte Vecchio köprüsünden karşı tarafa geçtik. Köprünün üzerinde eski dükkanlar var. Şu anda hepsi kuyumcu olarak kullanılıyor.
Geçtiğimiz tarafta Palazzo Pitti (Pitti Ailesinin Sarayı)'yi ve sarayın arka bahçesi olan Boboli Bahçesini ve içindeki müzeleri gezdik. Osmanlı bile böyle gösterişli yaşamadı diye düşündük. Rönesans ressamlarının eserlerinin sergilendiği Ufizi Galerisini gezemedik. Sabah saat 9.00'dan itibaren galeriye girmek için binanın önünde kilometrelerce kuyruk vardı. Resim sanatına meraklıysanız ve Rönesans döneminin bütün ünlü ressamlarının resimlerini görmek isterseniz mutlaka girmeye değer. Eğer şehirde daha uzun kalacaksanız tüm müzelere üç günlük komple bilet alıp, sıra beklemeden ve daha ucuza girebiliyorsunuz. Gece yine aynı kamptayız. Sizlere tavsiyem Floransa'ya en az iki gün ayırın.

Venedik

5.Gün:

Hedefimiz romantik, rüyalar ve masallar şehri Venedik. Floransa'dan Venedik'e giderken Bologna'yı da görelim dedik. Bologna'yı kısacık gördükten sonra, şehirden Venedik yoluna bir türlü çıkamadık. Sonunda yardımsever bir İtalyan arabasıyla önümüze düştü de öyle çıkabildik. İtalya'nın karayollarında o kadar çok kavşak ve alt- üst geçit var ki anlatamam. Bir türlü şehre giremiyorsunuz, girseniz de çıkamıyorsunuz. Özellikle büyük şehirlerde çok zorlandık. Eğer arabanın kilometresine bakmazsanız aradığınız şehri geçip gitmeniz işten bile değil. Tüm günümüz yolda geçti. Venedik'e hesapladığımız saatten 3.5 saat daha geç vardık. Adalar ve kanallar şehri Venedik'in Tam Karşısında Mestre'nin Güneyinde Fusına Kampingteyiz. Tekneyle geçmek için Mestre bölgesinde kalınmalı. Lido bölgesi Venedik'e daha uzak. Kampın çok yakınından vapur (Ferry) lar var. Akşam serinliğinde ilk Venedik keşfimiz için şehirdeyiz. Havası Ege iklimi gibi. Vapuretto denilen deniz vapurlarından biri ile Büyük Kanal turu yaptık .Bu, şehri otobüsle keşfetmek gibi. Farkı bu turu kanalların içinden yapıyorsunuz. Şehirde hiç araba yok, gece yine Feryy ile kampımıza döndük. Denizin çok yakınında konaklıyoruz.

6.Gün:

Sabah uyanınca çadırımızın tam önünden, kıyının iki metre yakınından kocaman gemiler geçiyor. Sanki elimizi uzatsak değecek gibi. Erkenden Venice'ye geldik. İlk durağımız San Marco Meydanı. Aynı isimli Bazilikasında sabah 9.15'te sıra var. İçi ve dışının özellikle giriş bölümleri mozaik resimleri ile ünlü. Aynı meydandaki şaşalı, zindan kısımları ile ünlenmiş Dükler Sarayını gezmedik. Tüm Venedik'in ara sokaklarını dolaştık, kiliselerine girdik. Sokaklar labirent gibi yönünüzü bile bulamıyorsunuz. El yapımı cam ürünleri ile ünlü Murano ve diğer adalara da gidemedik. Akşam tesadüfen Venedik'in ünlü Festa Del Redentore Festivalini yaşadık. Kentin1576'da vebadan kurtulmasını kutlamak üzere yapılan bir festival. Giudecca Kanalına, dubalar üzerine kurulan köprü ile Venedik, Redentore Kilisesi'yle birleştiriliyor. Geleneksel olarak teknedeki ve yol kenarlarındaki İtalyan yemekleriyle yapılan piknikten sonra havai fişek gösterileriyle gece sona eriyor. Ünlü kilisenin giriş merdivenlerinde atıştırmalıklarımızı yiyerek festivalin havasına katıldık. İtalya'daki en değişik ve en güzel gecemizdi.

7.Gün:

Venedik'ten Padova'ya giderken yine şehrin merkezine giremedik. Padova'yı göremeden halimize gülerek yolumuza devam ettik. Vicenza'ya geldik. Küçük bir şehir olduğundan çevre yolu yok. Böylece şehre kolayca girdik. Şehir 16.Yüzyıl Ortaçağ vilları ile ünlü Palladıo isimli bir mimarın eserleri ile dolu. En büyük caddesi de bu isimle anılıyor. Tam kasaba girişinde mimarın en ünlü villası La Rotonda'yı görmek için yola dönerken, önümüze aniden çıkan bir bisikletli, duran arabamıza çarptı. Olayı hafif yaralarla atlattı. Bu talihsiz olaydan sonra villa ile ilgili bilgiler edindik. Benzerini İngiliz ve Amerikalı mimarlar taklit ederek kendi ülkelerinde de yapmışlar. Daha sonra şehrin diğer cadde ve sokaklarını dolaştık. Ünlü mimarın günümüze kadar çok iyi korunmuş eserlerine her yerde rastlıyorsunuz. Son eseri Teatro Olimpico'nun bahçesini gezdik. Bir kafede oturup, Pazar sabah kahvaltısını şık kıyafetler içinde, kahve ve Kruvasan denilen çöreklerle yapanları izledik. Oradan Verona'ya geldik. Vicenza'dan daha kalabalık bir Ortaçağ şehri. İnsanlar yine şık ve bakımlı, sokaklar tertemiz. Zerafet, sükünet ve romantizm şehri. En büyük meydanında Antik Romanın üçüncü büyük anfitiyatrosu olan Arenası var. Şehrin içinden geçen Adige nehri boyunca yürüyerek küçük bir kafede öğlen yemeğimizi yedik.
Verona'dan Garda Gölü kıyısında bulunan Peschiera denilen küçük bir köye uğradık. Tam yazlık bir yöre. Gölde lüks tekneler, kıyısında insanlar dolaşıyor veya güneşleniyordu.
İtalya'nın bütün küçük yerleşimleri gibi sakin, huzurlu bir bölge. Buradan yine göl kenarındaki Sirmione köyüne geçtik. Gecelememiz göl kıyısındaki Kamping Sirmione'de. Burası genellikle zengin Avrupalı turistlerin konakladığı bir kamping. Eşim göle girdi.

8.Gün

Yolumuz üzerindeki Bergamo şehrini atlayarak otobandan Milano'ya doğru yola çıktık. Milano'da iki saat zaman geçirdik. Hava çok sıcak ve şehir çok kalabalıktı. Duomo Meydanı, aynı isimli kilisesini ve 19.yüzyıldan kalan üstü kapalı çarşısını ( Galleria Vittoria)'yı gezdik.
Milano'dan ayrılırken hedefimiz direk Cenova'ya gitmekti. Ama son anda uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşımızı ziyaret etmeye karar verdik ve Cenova'dan batıya Fransa- Nice yoluna döndük. Otobandan gittiğimiz için akşam Saat 20.00 civarında Nice'deydik. İtalya-Fransa sınırından bir şehirden bir şehire geçiyormuş gibi kolayca geçtik. Fransa'da olduğumuza yazılar da olmasa inanamıyoruz. Avrupa'da mesafeler çok yakın.

9.Gün:

Sabahleyin, tüm Nice'e tepeden bakan tarihi bir evin terasında nefis bir Akdeniz kahvaltısından sonra, öğlene kadar Nice'nin eski bölgesini dolaştık. Nice'in deniz kıyısı bizim sahil kasabalarımız gibi ama aynı zamanda da modern bir şehirdesin ve ana yolun kıyısından denize girebiliyorsun. Nice'deki bu kısa ziyaretimizden sonra deniz kenarındaki çok güzel bir yoldan, küçük yerleşimleri sırasıyla geçerek- Villefranche-S.Mer, Eze, Montecarlo-Monaco (yüksek katlı binaların olduğu modern, küçük bir kasaba büyüklüğünde bir ülke), Roquebrune-Cap Martin, Menton, İtalya Sınır Kasabası Vertimiglia- ve Cenova otobanına geldik. San Remo'yu tepeden görüp, Cenova'nın da içinden geçerek akşam geç vakit romantik Portofino'dayız. Yolu deniz kıyısı, inanılmaz dar, dolambaçlı ama bir o kadar da güzel. Rüya gibi, sessiz, sakin, sosyetik, pahalı bir yer. Burada az zaman geçirdik. Tadı damağımızda kaldı. Balayı yapacaklara tavsiye ederim. Daha fazla karanlık olmadan yeni kampımıza varmalıyız. Hemen Portofino'nun kuzeyinde otobana yakın Rapallo'dayız. Burada Kamping Miraflores'de kaldık. Şirin, küçük bir kamping.

10.Gün:

Rapolla'dan otobanın Carrodano çıkışından çıkıp, güneye doğru Akdeniz kıyısındaki Levanto'ya geldik. Cinque Terre ( 5 toprak anlamında) denilen bölgedeyiz ve oradaki köyleri görmek istiyoruz. Levanto'da arabayı Kamping Alberodoro'ya bırakıp, trenle gideceğiz. Cinque Terre; Monteresso ve Riomaggiore köyleri arasında, denizden yüksek kayalıkların tepelerine kurulmuş, dokusu bozulmamış, yüzlerce yıl kendi içinde dışa kapalı olarak yaşamış beş tane köyden oluşan cennetten bir bölge. Dağlar delinerek onlarca tünellerle tren yolu yapılmış ve tren uzak şehirlere de işliyor. İsimlerini yukarda belirttiğim başlangıç ve bitiş köylerinde indik. Çok sevimli, sakin ve büyük şehirlere göre daha ucuzdu. Yürüyerek her tarafı dolaştık. Artık keşfedildiği için çok turist geliyor. Akşam üstü Levanto'ya dönüp ilk kez denize girdik. Deniz temiz, masmavi ve sıcaktı. Sahil insan kaynıyordu. Dinlendik, güneşlendik ve kampımızda iyi bir uyku çektik.

11.Gün

Artık dönüşe geçtik. Roma otobanındayız. Levanton'dan ayrıldıktan 6-6.5 saat sonra Roma merkezine 10-15 km. uzaklıktaki Kamping Village'deyiz. Genellikle Roma'yı gezmeye gelen gençlerin kısa süreli kaldığı büyük, düzenli, bir kamping daha. Fransız bir çiftin yanına çadırımızı kurduk. Yanımızdaki son aparatif yiyecekleri de onlarla paylaştıktan sonra, hava kararmadan ilk Roma turumuza yaya başlamak için harekete geçtik. Önce arabayı firmasına bırakıp, oradan otobüs ve metroyla şehrin eski merkezine ulaştık. Sırasıyla;
-İspanyol Merdivenlerini,
-Fontana Di Trevi (Aşk Çeşmesi),
-Pantheon Ve Meydanı,
-Plazza Navona Meydanını ve kentin o bölgeye yakın eski dokulu sokaklarını dolaştık.
Artık gördüğümüz hiç bir yer bizi fazla şaşırtmıyor. Gezinin başından beri Ortaçağda yaşıyoruz zaten. Bu dokuyu bozan hiç bir aykırılık yok. Her yer korunmuş ve İtalya binlerce turisti ağırlıyor. Akşam kampın olduğu bölgeye son metroyu kaçırdıgımız için bayağı bir maceralı döndük. (www.bluevillage.com)

12.Gün

Ertesi sabah erkenden kalkıp Roma'yı gezmeye devam ettik .İlk durağımız Vatikan. Teorik olarak İtalya'nın içinde ama ayrı bir ülkedeyiz. Vatikan Müzesini ve Mıchelangıolo'nun ünlü Sistin Şapelini gezmek için sabahın erken saatlerinde inanılmaz bir görüntü vardı. O sıcakta yüzlerce insan başlarında şapkaları ve şemsiyeleri ile 2-3 km. lik Vatikanın çevresini dolaşan bir kuyruk oluşturmuşlar. Zamanımız azaldığı için müzelere girmekten vazgeçtik. Vatikan'ın Kilise kısmına girdik. Vatikan'ın içi, dışı kadar görkemli değil. O kadar kalabalık sessizce geziyordu. Oradan Tevere Nehrini San Angelo Köprüsünden (Melekler Köprüsü)geçerek, Antik Roma Forumuna geldik. Çok etkileyici bir yer. Şu anki Roma şehrinin içinden birden Antik çağa bir yolculuk sanki. Forumun karşısında Antik Colosseo'yu (eski çağda Gladyötörlerin dövüş alanı) ve çevresini gezdik. Kitabımızda bahsedilen, içinde ünlü heykellerin ve anlatıların bulunduğu diğer küçük kiliseleri de dolaştık.Roma'da gezimize İspanyol Merdivenlerinden başlamıştık. Yine orada sonlandırdık.

13.Gün

Roma'dan bugün ayrılıyoruz. Kamptan havaalanına servis araçları var. İstanbul aktarmalı olarak geceyarısı İzmir'e döndük. Yorucu ama bir okadar da güzel İtalya gezisini aşağı yukarı programımıza göre sonlandırdık. Ancak İtalya'nın güneyine zamanımız kalmadığı için inemedik. Merak edenlere soyleyeyim; 12 günlük İtalya gezimizde iki kişi, uçakla ulaşım hariç; araba kiralama, benzin, otoban ve kamping ücretleri olarak 920 Euro ödedik. Yemek ve diğer ekstralar size kalmış...!

Size Tavsiyem; Böyle bir turu en az bir ayda yapın. Aynı gün içinde, hem gideceğiniz rotayı bulmak, kampa yerleşmek ve o yöreyi gezmeye çalışmak çok yorucu ve stresli. Kendinize, aynı yerde dinlenmek ve rahatça gezmek için en az iki gün ayırın. Herkese iyi tatiller.
Faydalı Notlar:

  • Araba kiralama ücretleri, havalimanından daha pahalı, ancak gideceğiniz yere ulaşım kolaylığı sağlıyor.
  • Araba kiralarken full sigorta isterseniz ücret artıyor.
  • Kiliselere girerken kolsuz, askılı ve şortlu olmayın.
  • İtalyanlarla İngilizce anlaşmaya çalışmayın. Gençlerin bile çok azı İngilizce biliyor, bilseler de konuşmuyorlar.
  • Saat 14.00' den sonra özellikle küçük şehirlerde öğlen yemeği için yer aramayın. Her taraf 18.00'e kadar kapalı.
  • Kamplarda çay kahve içmek için yanınıza küçük bir su ısıtıcısı ve termos alın.
  • İtalya'da çeşme sularını içebilirsiniz. Şişe suları çok pahalı!
  • Yazın bile gitseniz yağmurluk bulundurun.
  • İyi bir yürüyüş ayakkabınız ya da sandaletiniz olsun. Bütün şehirleri yürüyerek gezeceksiniz çünkü.
  • Kampinglerde önceden yer ayırtmanız gerekmiyor. Çadırınız küçükse hemen yer bulabiliyorsunuz.
    Otopark Konusu:
  • Beyaz çizgili yerler serbest. Tabelaya dikkat edin. Zaman kısıtlaması her türlü otopark alanında olabiliyor. Arabanızdan ayrılırken ön camda bulunan çizelgede, ayrıldığınız saati mutlaka işaretleyin.
  • Sarı çizgili alanlar özel park yeri. Sakın parketmeyin.
  • Mavi çizgili alanlara parkedebilirsiniz. Ancak yakınında bulunan otomatik parkmetrelere kaç saat kalacaksınız o kadar parayı atmalısınız. Tabii İtalyancayı çözebilirseniz.
    Başka bir gezide buluşmak ümidiyle....
    Yazı ve Fotoğraflar: Yasemin Durakçay

  • EDİTÖRÜN NOTU
    Kopya kültürümüzün, kopya tohumların, kopya programların, kopya koyunların, kopya MP3'lerin, kopya sözlerin, en küçük şeyine kadar yalnızca 'çoğaltılmış aynı'nın çeşitsiz dünyasına Sarıkeçilileri de itiyoruz. Çağırmıyoruz, onlar için yaptığımız Sarı Evler'in içine itiyoruz.
    SARIKEÇİLİ GÖÇÜ
    ... izliyoruz : 10.05.08
    KASLA GİT!
    FOTOĞRAF SERGİSİ
    AĞRI DAĞI
    ABONELİK
    HASANKEYF'E SADAKAT
    Sıfır Yokoluş Gezileri
    [ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
    [ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
     
    [ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
    [ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
    © Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
    Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
    Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
    Imperia ile tasarlanmıştır.