Ve böyle bir manzara eşliğinde başladı yolculuğumuz. Şehrin sise ve trafiğe yenik halini terk'i diyar eyleyerek, doğanın seslenişine kulak verip kendimizi yollara vurduk. Zira kırsal kesime daha çok yakıştırırım sisi. Bu mekânlarda sisin mistik bir havaya sahipliği ile masallar diyarında hissediyor insan kendini. Sadece insan suretlerini değil doğanın tüm halini fotoğraf karelerine sığdırma isteği duyuyor kişi. Uzun uzun baktığında, birkaç saat önce gördüğün uçsuz bucaksız ovalar, heybetli dağlar, sıra sıra dizilmiş evler aniden puslu bir masalın içine çekilmiş ya da yutulmuş hissi veriyor. Ama bugün bir sürpriz vardı bizi bekleyen. Varacağımız mekân ve güzergâh, sisli havayı orman perilerine kovalatmış, güneşli bir merhaba ile karşılamıştı bizleri. Rotamız Kocaeli'nin Yuvacık beldesine bağlı Tepecik köyünde bulunmaktadır. Mekânımız, bu doğa harikası mevkiinde ikamet eden ve bizi bu yollara sürükleyen, 'Kayaüstü Yaylası'.
Yaylaya yağan karın eriyen sularının bir kısmı Serindere, bir kısmı ise Kazandere'ye dökülür. Öncesinde Kazandere vadisinden, sonrasında da Serindere yanından geçerek yola devam edilir. Derenin çağıldayan tılsımlı melodileri ve kuş sesleri eşliğinde yol almaya hazırlanın derim. Zira kendinizi bu efsunlu melodilerden koparmanız çok güç olacak. Başlangıç noktamız Tepecik Köyü sakinlerinin yıllar önce mesken tuttuğu bir mekân. Halk arasında 93 Harbi olarak adlandırılan, Osmanlı-Rus Harbi sırasında(1877-1878)Doğu Karadeniz'den göçen ailelerin yurdu. Doğu Karadeniz yayla kültürünü buralara da taşımış ve yaşamlarını aynı şekilde idame ettirmeye devam ediyorlar. Bu köyde kendinizi, Doğu Karadeniz'in, Ocak ayında ılık bir kışına rastlamış hissine kapılmış olarak bulacaksınız. Ocak ayının soğuğa yenik düşmüş şu günlerinde çıkacağımız rota karlı fakat günümüz güneşliydi. Üşümekten titremesek de hava, ifademizi alacak kadar da soğuktu. Kış yürüyüşüne hazır ayaklarımıza giydiğimiz yürüyüş ayakkabıları üzerine tozluklarımızı geçirip, tüm tedarik ve ekipmanlarımızı hazırlayıp, elimize aldığımız batonlarımıza sımsıkı tutunarak yürüyüşümüze başladık. Tabiî ki bize yaylaya varmamızda yardımcı olan bir rehber eşliğinde yola koyulduk. Yanımıza bölge rehberimiz Samet Azaklıoğlu'nu da alıp, bileğimize kuvvet diyerek keşif yolculuğumuza başladık. Yaklaşık 1000m.lik bir rakıma sahip yayla ile hemen ilerisindeki tepeye varma isteği ve aşağıdan o doruğa bakmak ekibi heyecanlandırıyordu. Doğanın efsunladığı şehir kaçkını dimağlarımıza bu hoşlukları sığdırmaya çalışıyorduk. Yetmeyenleri de yanınızda götürmek için fotoğraf makinenize hapsedip hoş anılar edinmek isteyeceksiniz. Ekip, yürüyüş temposuna ve disiplinine uyarak, hiyerarşiyi bozmadan yola devam edildi. Orman içindeki dik yokuşlardan ya da zorlu olmayan bir yürüyüş parkurundan yaylaya varabilirsiniz. Mevsimini şaşırmış siklâmenler ara ara gözümüze çarptı ve mevsim düzeni gidişatından konular açıldı. Yaylaya varışımız kısa süreli ara dinlenmelerle ve hoş sohbetlerle sonuçlandı. Karların arasındaki ahşap yayla evleri mekâna ayrı bir hava katıyor. Günübirlik yürüyüşlerin yanı sıra, mekânda uygun kamp alanları da mevcut. Oksijenin hit elementlerde tavan yapmış halini, bu güzel havaya hasret olan ciğerlerimize dolduruyorduk. İşte, aşağıdayken kavuşmayı dilediğimiz yayladaydık. Kavuşmayı dilediğimiz yollar vardır,yerler ve kişiler.Dokunmayı hayâllediğimiz zirveler belirir karşımızda,tutamaz kimse sizi o anda ve dakikada.Savruk bir rüzgar olasınız ve karşınızdaki dağın doruğundaki kardelene dokunasınız gelir ,yumuşak bir esintiyle.Toprağın kokusuna bulaşır üzerinizdeki sukunet.Siz ona bulaşamazsınız zira bir döngüdür doğanın korunma içgüdüsü. Hayatın anlamı oralarda yeşeriyor zanlımca. Bir tutanak gerektirmeğen,alışı olup da veriş zorunluluğu(muz) olmayan bir mekanın seyridir varlığı.Hürlüğün akademik koşullara dayanmadığı,vasıta hasılı olmayan,tabiilik mevkii yani. Orada yanlızlığın esamesini hissetmez,yaşarsınız her anı doyasıya.O doygunluğun tarifi gerekir ardından.Yani yaşanmışlığın dönem ödevini sunmak gerekir bir mecrada. Ekip kaptanı ve fotoğraf sanatçısı İsmail Şahinbaş, parkur boyunca ve yaylaya varmamızda da hoş pozlar yakaladı. Yani yaşanmışlıkların dönem ödevini hazırlama çabasındaydı. Bunları sizlerle de paylaşıyoruz. Fotoğrafçı, bir boşluk yakalar, farklı bir ambiyans tuttuklar zamanın sürüklediği saliselerde. Ve bulduğu o karenin kölesidir deklanşöre basmadan evvel. O sihirli parmak dokunduğunda küçük dostu deklanşöre, işte artık o kare kölesidir fotoğrafçının. Efsunlu bir kutunun içine hapsetmiştir, zamanla yarışıp, saliselerle boğuşup yakaladığı o mevhum kareyi... Susuzluk ya da açlık gibidir gördüğü anı yakalama hissiyatı. O anı yakalamalı ve efsunlu kutucuğa hapsetmelidir. Işıklarla çizdiği resmi hazmetmeli ve sindirmeli ruhuyla. Dünyayı karış karış sorgulama, tanıma isteğidir belki bu da. Doğa işte böylesine bir büyü ile etkisi altına almıştı bizi. Yayladan ilerleyerek Kayaüstü tepesine varıldı. İşte o anın tarifi doyumsuz bir haz. Aşağıda merakla ve heyecan ile beklediğin o tepeye varma isteği sonuçlanmıştı. Bir sessizlik çökmüş ve herkes manzaranın büyüsündeydi. Sükûnetin, sultan kavuğundaki sorguç misali hâl değiştirdiği bir zaman dilimi bu anlar, kavuşma anları. Karşınızda İzmit Körfezi ile Samanlı Dağları ve sise gömülmüş şehir panoraması var. Kayalıklara oturarak bu manzaranın keyfini çıkarın. Tarifsiz bir özgürlük hissi veriyor burada bulunmak. Bir masal perisinin tılsımı değmiş olmalı o sarp kayalıkların doruğuna. İşte orada tüm heybetiyle kurulmuş ve sizi bekliyor, sessizce ve tüm gizemiyle. Tepeden ayrılmak her nekadar zor olsa da inişe geçmek ve harcadığımız enerjimizi bişeyler yiyerek toparlamamız gerekiyordu. İniş de tıpkı çıkış gibi keyifli ve ara dinlenmeler dahi gerektirmeden yapılan sohbetlerle geçti. Aşağıya inişi hızlandırmak için dik bir iniş parkuru seçildi. Normal zamanlarda 4 saatlik yürüyüş, yerlerdeki yoğun kar nedeniyle 6 saatte tamamlandı. Bölgede tüm yıl açık olan, dönüş yolu için uygun dinlenme ve konaklama tesisleri mevcut. Kirazdere vadisinde kurulu bulunan tesislere uğramadan sakın dönmeyin derim. İşte size mekân önerilerimiz; Karaaslan Kamp ve Yemek Tesisleri 0262 345 01 01 Şelâle Alabalık Tesisleri 0262 345 00 04 Doğal Alabalık Tesisleri 0262 345 00 55 Bizler bu sefer Şelâle Alabalık tesisini seçtik. Orada bulunan Gazi arkadaşımız tarafından yapılan güveçte alabalıkları ve harika salatamızı yemiş ve enerjimizi toplamıştık. Hemen yanı başımızda akan derede oluşan irili ufaklı şelâleler iştahımızı da gözümüzü gönlümüzü de açmıştı. Şimdi sıra ısınmak için içilen çayların ve dostlukların pekişmesi için oynanan tavlanın sırasıydı. Zaman yine hızla akıp geçmiş ve bu mekânların baharda bize vereceği pozların merakına dalmış halde dönüş yoluna, yani şehre varmak için yola koyulmuştuk. İçinde bulunduğumuz ortam, görülen rüyanın mizanselleri adeta. Ve bu rüyadan uyanmak istemeyişimiz de, tüm bunların gerçekliği aslında. Pınar Yavuz / Ocak 2007 |














