|
Güneşin Ülkesi Van
İster hava, ister kara yolu ile gelin; Van'da size ilk merhaba diyen uçsuz bucaksız görüntüsüyle, bazen durgun bazen de coşkun haliyle, sıklıkla renk değiştiren Van Gölü olacaktır.
Yazı ve Fotoğraflar: Beste Önkol
El değmemiş koy ve kıyıları başta olmak üzere, tüm doğal güzellikleriyle medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu kent, gezilip görülecek yerler konusundaki çeşitliliğiyle alternatif bir tatil imkanı sunar. Unutmadan Van'da güneş de bir başka batar. Önce ağır ağır kızıllaşır , sonra altın saçları yok olur yavaş yavaş... Bu eşsiz manzaranın zevkine varabilmek için mavi tura ve Van Kale'sine de çıkmadan olmaz. Van'ı ve çevresini bir haftada gezmeniz mümkün. Kentte mutlaka gezilmesi gereken yerlerin başında Van Müzesi, Van, Çavuştepe, Hoşap Kaleleri, Muradiye Şelalesi, Ganisipi Şelalesi (Beyaz Su) ki burada bir mola verip öğlen yemeğinizi alabalık ile taçlandırabilirsiniz. Vizontele filminin çekim alanı olarak ünlenen Gevaş ve Artos Dağı'nı, İzzettin Sir Camiisi'ni de görebilirsiniz. Caminin hemen yukarı kesiminde bulunan tepeden aşağı bakmanın keyfini, mavi ve yeşilin bu denli uyum içinde olduğunu gördüğünüz zaman daha iyi anlayabilirsiniz. Ne yazık ki, Gevaş ilçesinde film çekimine ait hiçbir izin kalmaması da şaşırtıcı ve bir o kadar da üzücü. O günlerden bugünlere yadigar kalan ise isminin sonradan değiştiği aşikar olan, 'Vizontele Market'.
Adalar diyarı
Van Gölü, içerisinde barındırdığı adalar ile turizm potansiyeli de taşımaktadır. Bu adaları Çarpanak, Kuzu, Akdamar, olarak sıralayabiliriz. Gevaş İskelesi'nde hizmet veren teknelerden birine binip Akdamar Adası'na yol alabilirsiniz. 20 dakika süren yolculuktan sonra badem ağaçlarıyla çevrili adanın içinde restorasyonu tamamlanan ve turizme açılması planlanan Akdamar Ermeni Kilisesi'ni ziyaret edebilirsiniz. Akdamar Kilisesi, 915-921 yılları arasında Vaspurakan Kralı 1. Gagik tarafından Mimar Keşis Manuele yaptırılmıştır. Kilisenin etrafındaki şapel, çan kulesi, Jamatoun ise daha sonraki yüzyıllarda ilave edilmiştir. Haç planlı kilisenin dış cephesindeki bitki ve hayvan motifli kabartmalar da dikkat çeker. İncil ve Tevrat'tan alınan sahnelerde günlük olaylar anlatılmıştır. Tarihi özellikleri kadar efsanesi ile de dikkat çeker Akdamar.
Ah Tamara Ah!!
Çok eski yıllarda ada, keşişlerin dışarıya kapalı şekilde yasadıkları bir bölgeymiş. Bu adada yaşayan güzel Tamara ise gönlünü iyi yüzücülüğü ile nam yapmış bir delikanlıya kaptırmış. Her gece gizlice buluşmaya başlayan çiftin bir araya gelmesini sağlayan ise Tamara'nın sevgilisi için tuttuğu fenermiş. Bu çiftin buluşmalarını öğrenen keşişler ise fırsat kollamaya başlamışlar. Sıkı bir fırtınanın çıktığı gece Tamara riskli olduğunu düşündüğünden sevgilisine fener tutmamış. Bunu fırsat bile keşişler ise feneri yakmış. Feneri Tamara'nın yaktığını düşünen genç ise bu tuzağa düşmüş ve sularda kaybolup giderken son sözleri 'Ah Tamara' olduğu için ada 'Ah Tamara' diye anılır olmuş ve zamanla bugünkü hali yani Akdamar'ı almış.
Göl mü deniz mi?
Van Gölü Türkiye'nin en büyük gölü. 125 km.'lik uzunluğu nedeniyle yörede Van Gölü, Türkiye'nin en küçük denizi diye de adlandırılır. Gölün iki yakasında yük vagonları taşıyan feribotlar, adalara yolcu taşıyan motorlar görmek mümkündür. Gölde fiyat rekabetinin uygun olmaması ve deniz ulaşımı süresinin alışılmışın aksine kara yolundan daha dezavantajlı olması nedeniyle yolcu taşımacılığı şimdilik yapılamıyor.
Van Gölü'nün sodalı yapısının da ahşap tekne kullanımına izin vermemesi yöre halkı için bir diğer dezavantaj. Ticaret ve ulaşım bir yana suyun üzerinde ise renkli bir hayat var. Optimistler, yelkenliler, sürat tekneleri, hemen her yer yerde yüzen insanlar.. Su sporlarına gençlerin ilgisi büyük, önümüzdeki aylardan itibaren ise sualtı sporlarının da yapılacağı Van'da peki sualtı yaşamı nasıl?
Suya doğru coşkun akan İnci Kefali
Van Gölü'nün tuzlu ve sodalı sularında su altı yaşamı pek de öyle renkli değil. Yetişebilen tek cins ise İnci Kefali. Ne yazık ki biz Van'a vardığımızda gerek çoğalma gerekse tüketilme dönemi çoktan geri de kalmıştı. Bu nedenle çoğu gurmenin tam not verdiği taze ve tuzlama tüketilebilen inci kefalini tatmak bir sonraki ziyarete kaldı. İnci kefali, yaşamını gölde sürdürür ancak üremek için nisan başından temmuz sonuna kadar sürüler halinde akarsulara göç eder. Akarsuya göç eden balıkları zıplarken mümkün. Bu anda yakalanmaları çok kolay olsa da avlanmaları yasak. Tabi yasağı delmek isteyenlere karşı bölgede jandarmalar nöbet tutmaktadır. Başlangıçta suya ters akan ve havada uçarmışcasına görülen balıklar ve nöbet tutan jandarma kulağa garip gelse de inci kefalinin üremesi ve yöre halkının balıktan yararlanabilmesi için gerekli bir yöntem. Yakın dönemde balık konserve fabrikasının kurulacak olması hem inci kefalinin tanıtımı, hem de bölge halkının ekonomik açıdan güçlenmesi için iyi bir girişim olarak değerlendiriliyor.
Van mutfağı
Van'da yapılacak iyi bir gezinin öncesinde enerji toplamanın altın anahtarı, iyi bir Van kahvaltısından geçiyor. Van kahvaltısı denildiğinde akla şüphesiz petek bal, yoğurt kaymağını andıran görüntüsüyle manda sütünden yapılmış kaymak ve otlu peynir üçlüsü geliyor. Sirmo, tarhun, mendo gibi yöreye has çeşitli otlarla lezzetlendirilen otlu peynir, genellikle yazın salamura, kışınsa yer peyniri olarak tüketiliyor. Yer peyniri, peynirin sıkıca toprak küplere bastırılıp doldurulması ile elde edilen peynir çeşidine verilen isim. Kahvaltının olmazsa olmazları arasında un ve tereyağın kavrulup üzerine yumurta kırılması ile yapılan murtuga ve yine un ile tereyağının kavrulmasından elde edilen kavut yer alıyor. Tabii taş fırınlarda pişen farklı ekmek ve çörekleri de unutmamak gerekiyor. Kahvaltıda içecek olarak 'kaymaklı çay' tüketiliyor. İlk duyduğumuzda bizim de nasıl yapıldığını anlamakta güçlük çektiğimiz bu çay, aslında bildiğimizden farklı değil. Yöre halkı bu ifadeyi, ilk demlenen ve henüz yaprakları dibe çökmeyen çay için kullanıyor. Öğlen yemeği tercihleri için Van Kalesi'nin eteklerindeki tesislerde yöresel yemekleri tadabilirsiniz. Keledoş, şile, sıcak ve soğuk tüketilebilen ayran aşı, helise, kurut köftesi, ekşili gibi sayabileceğimiz yemeklerin ortak özellikleri yöreye özgü baharat ve otları bünyelerinde barındırmaları. Akşam yemeği için ise seçiminizi, mevsimiyse buğlama ya da ızgara olarak sunulan inci kefali, alabalık kızartması başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu mutfaklarına özgü kebap çeşitlerinden yana kullanabilirsiniz.
Van'da her şeyi görmek mümkün
Şehir Merkezinde yer alan çarşıda İran ve Çin malları başta olmak üzere hemen her şeyi görmek mümkün. Hatta öyle ki büyük kentlerde görmeye alışık olduğumuz ürünler burada da karşımıza çıkınca hediyelik almak biraz zorlaşıyor. Ama yinede özellikle düğünlerde giyilen yöresel kıyafetler, kilimler, el yapımı örtü, patik vb. çeyizlik eşyalar ve savat işçiliği ile yapılmış kolye, tabaka gibi yöreye özgü objeler da karşımıza çıkıyor.
Bian pişikleri
Yöre halkının 'pişik'adını verdiği Van kedilerinin en belirgin özelliği gözleridir. Bir gözü kehribar, diğer gözü mavi olan Van kedilerinden, Yüzüncü Yıl Üniversitesi içinde kurulan Kedi Evi'nde 60'ın üzerinde bulunuyor. Gözleri ayrı renklerde olması ile ünlü Van kedilerinin sayısındaki azlık ise dikkat çekiyor. Ev hayatında yer almayı seven bu sıcak kanlı pişikler, yemek öncesi sahibine sürünerek minnet gösteriyor. Van denilenice akla gelen vazgeçilmez sembollerden biri olan kedilerin en popüleri ise kuşkusuz Sultan Abdülhamit'in Yıldız Sarayı'nda beslediği Pamuk adlı Van Kedisidir. Anadolu insanı ile adeta özdeşleşen misafirperverlik Van'da da sizi hiç yalnız bırakmıyor. Tarihi doku tabiatla birleşip, tüm güzelliklere mutfağı ve yöresel özellikleri de eklenince Van duyup da gelemeyenin aklını çelmeye, gelip görenin de gönlünü fethetmeye devam ediyor. Uçağımız yavaş yavaş pisten ayrılıp Van Gölü'nün üzerinden havalanırken bizler bir kez daha bakıyoruz küçük pencerelerimizden göle doğru, belki namını duyup gezi sırasında kendisini hiç göremediğimiz canavarı görme umuduyla. O yine bize hiç göstermiyor kendini, kim bilir belki ikinci kez gelmeye sebebimiz olsun diye...
Aklımızda güzeller güzeli Tamara, güler yüzlü Yusuf Konak, ışıldayan gözleriyle Vanlı çocuklar, dilimizde Şahmaran Efsanesi ve burnumuzda otlu peynir kokusuyla dayayıp sırtımızı koltuğa İstanbul'a doğru hayata karışmaya gidiyoruz yeniden...
|
|
|
 |