|
Suriye
185 bin 180 kilometrekarelik yüzölçümü ve 822 kilometrelik sınırı ile pek çok tarihi bağımızın olduğu ama artık pek merak etmediğimiz güney komşumuz.
YAZI ve FOTOĞRAFLAR: AHMET ÇONGAR
17 Nisan 1946'da Fransızlardan kurtulup bağımsızlığını kazanan Suriyeliler 1963'ten beri ordu yönetiminde cumhuriyet ile yönetiliyorlar.
Suriye'ye iki sınır kapısından girilebiliyor; Hatay Cilvegözü ve Kilis Öncüpınarı. Biz Gaziantep'ten ayarladığımız tur (Altınoluk Turizm, internetten aratınca bulabilirsiniz) ile Öncüpınarı kapısından giriş yaptık. Grup vizesini Suriyeli rehber aracılığı ile kapıda aldık. İran'dan gelip giriş ve çıkış yapanlar yoktu şansımıza. Yoksa 1 saati bulan vize işlemleri için saatlerce beklemek zorunda kalabilirmişiz. Sınırdan sonra Halep'e ulaşmak yaklaşık 45 dakika sürüyor. Ama gece yarısından sonra giriş yaptığımız için yola devam ettik ve sabah Şam'a ulaştık. Halep Şam arası 350 km ve tamamı duble yol ve asfaltı güzel. Turun ayarladığı kahvaltıdan sonra Şam'da ki ziyaretlere başladık. İlk olarak Seyyide Zeynep Camiine gidildi.(1) Burada Peygamber Efendimizin torunu, İmam-ı Ali ve Hz. Fatıma'nın kızları, İmam-ı Hasan ve Hüseyin'in kızkardeşi Hz. Zeynep yatmakta.
Cami her ne kadar Ayasofya gibi cami olmaktan çıkartılmış ise de namaz kılanlara kimse ses etmiyor. Türbenin içine 5 ton altın katıldığı söylenen büyük bir kubbesi var. Hz. Zeynep (r.a.) Kerbela vakasını bizzat yaşamış, bütün yakınlarının ölümünü izlemiş, çok cefalar çekmiş en yüksek manevi makamlara sahip hanımlar arasında. Bu sebeple de her milletten pek çok kişi ziyaretine koşuyor.(11)
Hz. Zeynep türbesinden sonra Pir-i Ekber Muhyiddin-i Arabi Hz.lerini ziyarete gidiyoruz. Dar sokaklardan geçip kabrinin bulunduğu camiye ulaşıyoruz. Yeşil rengin hakim olduğu sade bir kabri var.(2) Tıpkı sahip olduğu yüce makamlara karşın yaşadığı hayatı gibi. Kendisi Hatem-ül Evliya yani gelmiş ve gelecek evliyaların en büyüğüdür. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin manevi mirasçısıdır. Tam ismi Ebubekir Muhammed bin Ali olan ve dini ihya ettiği için Muhyiddin ismini de alan Şeyh-i Ekber 1165 yılında İspanya'da Mursiye şehrinde doğdu. Ecdâdı Hicaz'dan göç eden ve Arap kabileleri arasında cömertliğiyle meşhur Tai kabilesindendir. İlk öğrenimini burada tamamladıktan sonra kendine yeni mürşidler aramak için buradan ayrılır. Mekke, Bağdat, Musul'u dolaştıktan sonra Anadolu'ya gelmiş, ve Konya'da bir müddet kalmıştır. Burada halen Konya'da medfun olan Şeyh Sadreddin Konevi Hz.'lerini evlat edinerek yetiştirmiş daha sonra buradan ayrılarak önce Malatya'ya daha sonra da Şam'a yerleşmiştir. Burada bir zümre O'nun en yüksek Arif olduğuna, sözlerinin vasıtasız olarak hakikatin öz kaynağından, ilahi birilhamdan geldiğine, onun büyük keramet sahibi bir veli olduğuna inanırken, O'nun ortaya attığı ve meşhur kitaplarında belirttiği yüksek manevi ilimleri anlayamayan veya anlamak istemeyen bir zümre ise onu küfürle suçladılar. Bir gün vaaz sırasında bu zümreye hitaben "sizin taptığınız benim ayaklarımın altında" sözünün üzerine recm edilerek katledilmiştir. Asırlar sonra yine kendisine ait "Sin Şın'a girince sırrım ortaya çıkar" sözü gereğince Yavuz Sultan Selim Şam'ı fethedince hem kendisinin belirsiz kalan türbesini bulur ve burayı yaptırır, hem de yukarıdaki sözü söylediği yeri buldurtarak kazdırır ve küpler dolusu altın bulunarak bu sözün gerçek anlamını ortaya çıkartır
Ziyaret edilecek bir sonraki yer Hz.Cafer-i Tayyar ve Bilal-i Habeşi Hz.'lerinin yattığı türbe.(3) Bir mezarlık içinde bulunan aynı türbede yatıyorlar. Cafer-i Tayyar hazretleri Hz.Ali'nin abisi, Peygamberimizin amca oğludur aynı zamanda sancaktarıdır. Mute savaşında Sancak taşırken önce bir eli kesilince diğer eliyle, öteki eli de kesilince kesik elleriyle göğsüne sarıp sancağı taşımış en son başı da kesilerek şehit edilmiştir. Peygamberimiz Mekke'de bu olayı yanındakilere aynen nakletmiş ve kesilen ellerinin yerine birer kanat takıldığını ve Cennete uçarak gittiğini belirtmiştir. Bu yüzden Tayyar lakabını almıştır. Bilal-i Habeşi hazretleri ise İslamiyet geldiğinde Cumhoğullarının yanında, Ümeyye b. Halef'in kölesi olarak bulunuyordu. İslamiyeti kabul ettiği için çok işkenceler, eziyetler görenlerden biriydi. Sahibi Ümeyye b. Halef, kölesi olan Hz. Bilal'i her gün çöl sıcağının kumları alev topu haline getirdiği öğle saatlerinde alır, kumların üstüne yüz üstü yatırır, sırtına da büyükçe bir kaya parçası koyar, İslam'dan dönmesini, Hz. Peygamber'den yüz çevirmesini isterdi. Hz.Ebubekir onu satın alarak bu eziyetten kurtarmış, Peygamberimizde kendisini azad etmiştir. Bilal-i Habeşî'nin Mekke'nin fethinde Kâbe-i Muazzama'nın damına çıkarak okumuş olduğu ezan, tarihin sayfalarına ve sahabilerin kalplerine ezandan cennetler inşa etmişti. Daha sonraki durağımız Türk şehitliği oldu. Osmanlıların yaptırdığı ve diğer camilerin aksine sivri uçlu yuvarlak minareli bir caminin bahçesinde yatmaktalar. Burada ayrıca son padişah Vahdettin Han da yatmakta.
Bir sonraki ve günün son ziyareti Emevi camii ve önündeki büyük çarşı oldu.(4) Mısır çarşısına benzeyen mimarisi ve ortamı ile oldukça uzun ve büyük bir çarşının içinden geçip Emevi Camii'ne ulaştık. Camiye girmeden hemen önce Selahaddin Eyyubi'nin türbesi var. Kendisi Halep'i ilk fetheden ve Haçlı seferlerine ilk karşı koyan büyük bir kumandan.
Emevi Camii Emeviler zamanında kilise iken camiye çevrilmiş. Caminin kendisi de büyük avlusu da. Minarelerden birinin ismi ak minare. (5) Hz.İsa'nın yeniden dünyaya bu minareden ineceği rivayeti var. Avluya girişte sol tarafta İmam-ı Hüseyin'in Kerbela'da yezid'in adamları tarafından kesilen ve Şam'a getirilen mübarek başlarının defnedildiği ve ziyaret edildiği bölüm var.
(6) Camiinin iç kısmında ise Hz.Yahya'nın (a.s.) kabri var.(7) Camiiler büyük ve ihtişamlı olmakla beraber bakımının kötü olduğunu, yerlerin toz ve çöp dolu olduğunu üzülerek gözlemliyoruz. Şahsen Hz.Hüseyin'in kabrinin bulunduğu kısımda yerde kağıt, mendil, sigara kutusu jelatini gibi çöpleri gördüğümde çok üzüldüm. Şehirde otobüsle dolaşırken Abdülhamithan zamanında yaptırılan Osmanlı Hicaz Tren garının da sık sık önünden geçiyoruz. Gece konaklamak için güzel bir otele yerleştik. Teshreen Oteli devlete aitmiş. 3 yıldızlı bir otel, temiz. Akşam yemeğini havaalanı yolunda pek çok lüks restoranın olduğu, havuzlu, şelaleli hoş bir mekanda yedik. Yemekler ve mezeler bizdeki gibi. Etler çok lezizdi. Yemeğin üzerine nargile tüttürüldü. Ve otele dönüp istirahata çekildik.
Ertesi gün kahvaltıdan sonra Halep'e doğru yola koyulduk. Yol üzerinde bulunan Suriye'nin üçüncü büyük şehri Humus'da Halid bin Velid camiini gezdik. Hama şehrinde bulunan ve surlar üzerinden su taşımaya yarayan dertli dolap denilen su değirmenlerini gördük. Halep'e öğleden sonra vardık. Önce Hz. Zekeriyya'nın ki Hz. Yahya'nın babasıdır, kabrinin bulunduğu ve yeniden yapılan camiiye gittik. Aynen Şam'daki Emevi Camii benzeri bir camii haline getiriliyor. Şehrin dışına doğru Hicaz Kapısı adı verilen yerden geçtikten sonra Peygamberimizin ayak izinin bulunduğu söylenen bir camiye gittik. (8) Daha sonra Halep'in ünlü kapalı çarşısını gezdik. (9) Bayram nedeniyle dükkanların büyük çoğunluğu kapalıydı. Akşama doğru ise Ermeni çarşısı da denilen Tilel çarşısına gittik. Ben kendime çok şık bir nargile aldım. Suriye'de çay, şeker, kahve, takılar, tesbihler, yemekler vs oldukça ucuz. Hastaneler bedava. Bir diğer ucuz şey ise taksiler. Mazotun Türkiye'dekinin altıda birine satılmasından dolayı taksiler oldukça ucuz. Rahatlıkla taksiye binip gezebilirsiniz. Halep'te lüks semtlerden birinde yenilen müzikli eğlenceli bir akşam yemeğinden sonra dönüş yoluna koyulduk.
Türkleri seven, misafirperver ve çok sakin yapılı insanların, sokakta yürürken adeta Türkiye'yi hatırlatan bu güzel ülkeyi herkesin görmesini tavsiye ederim.
04.12.2003
|
|
|
 |