ATLAS LOGO
Mart 2010
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Atlascilar ’ Okurlardan 
Karayolu ile İran-Pakistan-Hindistan-Nepal

Doğunu renklerine yolculuk

Yazı ve Fotoğraflar: Necmi Toraman

Rota

İran - Ağrı-Mako-Tahran-İsfahan-Zahedan-Taftan-Quetta-Lahor-Armistar-Delhi-Agra
Varanasi-Katmandu-Cihtwan-Pokhara-Delhi-Jaipur-Jaiselmer-Pushkar-Udaipur-Jodhpur
Bombay-Goa-Bombay-Armistar-Pakistan-İran-İstanbul

16/Şubat/2003 1. gün ( İst / Ağrı otobüsü )

Araştırdığım ,okuduğum ,duyduğum,izlediğim ve çoğu zaman ne zaman giderim ,nasıl giderim diye sinirlendiğim ve hatta ağlamaklı olduğum doğunun bu renkli, şaşırtıcı, mistik, heyecanlı, maceralı Hindistan yolculuğum yani yaklaşık 2 yıldır planladığım, düşlediğim yolculuk nihayet başlamak üzere. Saat 12:30 otobüs hareket etti , Faruk'la vedalaşdık. Bazılarının gidemessin zor dediği, yarı yoldan dönersin dediği, keşke bende gelebilsem dediği, tek başına çok zor dediği zorlu ve bir okadar da maceralı yolculuk başladı.

İranda 1 gece kalmak, pakistanda 1 gece kalmak ve sınırı geçip Armistara yani Hindistana ulaşmak. Yol yaklaşık 1 hafta sürecek planladığım bu ve edindiğim bilgi en zorlu etap Pakistan çöl geçişi yani Taftan çölü. Orta tarflarda cam kenarındayım yanımdaki askermiş, zaten otobüsün yarısıda asker dolu, acemiliği bitirip usta birliğini teslim olmaya gidiyormuş,banada nereye diye sordu Hindistan dedim, bir daha benle konuşmadı.

Yaklaşık 2 ay süreceğini planladım tabiki Nepal'de dahil, yanımda 1050 $ var, tahmini 800/850 $ arası harcama yapmayı hesapladım. Umarım başarabilirim, zaten yola çıktım bu bile benim için yarı yarıyabaşarmak. Molada bol acılı corba içtim , kafam acayip karışık yani nasıl olacak nasıl geçecek bunları düşünerek uyumuşum.

17/Şubat/2003 2. gün ( Ağrı / İran- Mako otobüsü )

Sabah Ağrıdağını seyrederek saat 12:00 civarı Doğubeyazıta ulaşdık.İndiğim yerden sınıra giden dolmuşa bindim, sınır kapısına 10 dakikalık yürüyüşden sonra ulaşdım, sınırda inşaat var yeni bir bina yapılıyormuş, küçük klubede
işlemi halledip İran kapısına girdim buradada işlemi halledip İran'a giriş yaptım. Ayaklı para bozuculardan para bozdurup bir taksici ile anlaşdım, beni Mako'ya terminale götürdü ama yolda bana Tahran otobüs bileti aldı meğerse sonradan öğrendiğim beni bir güzel kazıklamış hadi hayırlısı ilk kazığı yedik.

Otobüs saatini beklemeye koyuldum, bu arada sağı solu gezmeye başladım Mako küçük bir kasaba görüntüsünde. Tahran otobüsümüz geldi arkada bir yere oturdum yan arkada bir Japon oturmakta, ileryen saatlerde yanıma geldi az buçuk İngilizcemle sohbete başladık, Türkiye'yi gezip sınırı geçmiş onun rotası İran'dan Türki Cumhuritlerine geçip oradan Moğlistan'a oradanda Çin'e ulaşmak.

Saat sabah 08.30 civarı Tahran'a ulaşacağız. Otobüs biraz eski ama yollar düzgün, akşam geç vakitte Tebriz'den geçtik ve ben biraz daha rahatladım.

Hindistan

18/Şubat/2003 3. gün ( Tahran/İsfahan)

Otobüsden inip Japon'la birlikde Azadi meydanına doğru yürümeye başladık. Onun elinde harita metroyu arıyoruz oteller bölgesine yani imam Humeyni meydanına gitmek için, sabah erken saat ve trafik yoğun millet işe gitmekde ve bende milleti, etrafı gözlemlemekteyim. Azadi metro girişini sorarak bulduk, tabiki biraz yanlış yollara girdikden sonra. Acayip kalabalık ilk denememiz başarısız oldu ikimizde binemedik, ikincide zar zor başardık, tabiki erkekler ve kadınlar ayrı vagonlardalar.
Tahran moder bir görüntü vermekte ve çokda çarşaflı kadın gözükmemekde.İmam Humeyni meydanına vardık, Japon'un bildiği ucuz oteli aramaya koyulduk, ara sokoklarda tamircilerin parcacıların arasında dolaşarak oteli bulduk, aslında 2 Japon'a sorarak. Otel bana pahalı geldi ve bir anda kararverip Tahran'da kalmadan İsfahan'a gitmeye karar verdim, Japonl'a vedalaşıp birer fotograf çekilip ayrıldık.

Meydana dönüp gezmeye başladım elimde harita olmadığı için rastgele caddelere dolaşmaya başladım, acayipkalabalık ve trafik var, bir pastahaneye girip birşeyler yiyip metroya döndüm, şaşırtıcı olan vagonların kadınlı erkekli karışık olması belkide kalabalık olmadığı için.

Otogardan İsfana bilet aldım, biraz sakin bir yere gidip botlarımı çıkarttım , Tahran pek soğuk değil çift giydiğim çoraplardan birini attım ve ayaklarımı bir güzel yıkadım , biraz yorgunum.

Öğlenden önce kalkacak otobüs akşam üzeri İsfahan'da olacak ve burada bir gece kalacağım.

Otogardan taksi dolmuş ile merkeze ulaşdım, taksici bir otel önerdi ucuz ve temiz bir otel bulup yerleşdim Zahedana yani İran'daki son şehre ulaşmak için otogara gitmeye ve yarına bilet almaya karar verdim.
Bileti alıp merkeze döndüm bir 2 tane sosili yiyip odaya dödüm, 3 gün sonra yatak yüzü görmekteyim sıcak bir duş alıp, ayaklarımı kremle bolcana ovup erkenden yattım.

19/Şubat/2003 4. gün

Otobüs akşam üzeri, otelden çıkıp bir marketten helva aldım, pastahanenin birine girip büyük çay
söyledim, pastahaneci benim Türk olduğumu öğrenince başladı ikrama Azeri Türkçesi ile bayağı muhabbet etik, zaten İran'a girdiğimden beri bir çok insan Azeri Türk'çesi ile benle konuşmakta. Pastahaneci para almadı oradan çıkıp İsfahan'ı dolaşmya başladım acayip düzgün caddeler ve tertemiz çok güzel bir kent, güzel bir cami ve kapalı çarşısını gezmeye başladım birde İran çam fıstığı aldım.

Uzun bir süre dolaştıkdan sonra otele dönüp eşyalarımı hazırlamaya başladım, bir kaç parça giysiyi yani yolda giydiğim kalın kazak ve deri hırkayı odaları temizleyen çocuğa verdim acayip sevindi Otogara gidip beklemeye başladım, gece deliksiz uyumuşum ve dinlenmiş haldeyim.
Sabah erken vakitte Zahedan'da olacağım.Rüya ülkem Hindistan'a 1 ülke kaldı, Pakistan.
Yoldayım zaman durdu sanki git git yol bitmemekte bu 4 cü otobüsüm ve 3 otobüs yolculuğum daha var, zaman anlayış kayboldu bir acayip ruh halindeyim, hani hedef kayboldu sanki kaldım gibi, neyse. Yolda kum fırtınası var görüş acayip düştü, mola verdik, limonlu tavuk şiş ve pilav yedim güzeldi yine ikramlar ve sohbetler.Petrol ülkesi olan İran'da ulaşım cok ucuz ama yemekler pahalı geldi bana.

Ganj Nehri / Sadular

20/Şubat/2003 5. gün (Zahedan / Pakistan sınırı Taftan çölü )

Sabah 05:00 erkenden Zahedan'dayım, otogarda bir taksici ile anlaşdım ama anlaşamamışız beni bir
meydanda başka bir taksiciye verdi bunun istediği 5 $ ben diğerine 1 $ verdim sandımki hepsi 1$ yarım saatlik bir yoldan sonra sınır geldik tabiki saat erken olduğu için sınır kapalı bekleyenlerin arasına karışdım, yolun trafiye kapalı olduğu yerden sınır binasına bayağı mesafe var bir toyotalı arkaya bin dedi çantayı arka kasaya bıraktım.Biraz sonra İran sınır askerleri geldi bıyıklı bir komutan barikatı açtırdı bende kamyonete bindim 3 kişi daha var battaniyenin altında oturuyorlar komutan araçları kontrol etmekde bizimkine geldi battaniyeyi kaldırdı adamların elleri kelepçeli
meğersem pasaportsuz İran'a kaçak girmişler sınır dışı edilmekteler.

Sınır binasına geldik daha açılmamış başladık beklemeye, 1,5 saatlik bekleyişden sonra kapı acıldı bu ararda 1 Pakistanlı ile ismi Abdulmecit, dost olduk ve sınırı geçtim artık Pakistandayım. Pakistan tarafındaki işlemleri hallederken 1 Avusturyalı çocuk ile tanışdık ismi Reni oda Avusturyadan yola cıkmış.
İşlemleri halledip sınırın biraz çıkışında bekleyen süslü püslü bir otobüsle anlaşıp Quetta'ya bilet aldık otobüs önce taftan köyüne geldi burada sıcağın kaybolmasını bekleyeceğiz çünkü yolumuz Taftan çölü.
Ve Belucilerin köyündeyiz burası Pakistanın Beluci bölgesi. Biraz dolaştıkdan sonra pismi pis bol sinekli miskin miskin oturmuş çöl adamlarının olduğu bir yerde yemek yedik, haşlama ve bezelye yemeği acayip lezzetliydi bir de guzel çay ictik.

Köyde yol kenarlarına oturmuş bolca döviz bozuculardan biri ile anlaşıp Reni ve ben biraz dolar bozdurduk, meydanda oturup etrafı seyretmeye başladık, insanlar miskin miskin dolaşmakta yanımıza gelip konuşmaya çalışmaktalar tabiki Abdulmecit onlara birşey anlatmakta soruları cevaplamakta, kalkıp acilen otel gibi biryerin tuvaletine girdim ishal olmuşum pantolonu indirir indirmez yaptım, ulan sular akmıyor aceleden kontrol etmeyi unuttum ve benim tedbir olarak yanımda bulundurduğum kolanyalı mendil bitmiş harbiden sıçtık, içimdeki atleti zar zor yırtarak çıkardım ve kıçımı sildim, bir daha bu hatayı yaparmıyım.

Ve süslü püslü otobüse bindik çöl yolculuğu başladı.Otobüsün içi dışından daha süslü ama eski.
Otobüsün içinde acayip bir koku var ve çok ağır bir koku ilk defa burun kemiğinin sızlasının ne
demek olduğunu anladım bakalım lışabilecekmiyiz. Şoför ve diğer adamlar acayip cana yakın
insanlar bize ön tarafı verdiler üçümüzde en öne yerleştik ve çöl manzarasıda başladı alabildiğine
ucsuz bucaksız bir görüntü, bolcana hayvan leşleri.Yer yer yol kum tepelerinden dolayı kapalı tek araba zor geçmekte ve trafik soldan işlemekte. Otobüsün ön tarafında kaptanın yan tarafı uzun motor üstü burası hem masa hem koltuk hemde arasıra personel yatmakta herkes ayakabılarını çıkarttı, yemiş kabukları, içilen sigaralar ve mutelif çöpler koridora atılmakta, otobüsün içi leş gibi oldu.
Hava karardı bir yerde mola verdik namaz vakti herkes indi ve çölün ortasında namaza durdu, sanırım bu manzarayla Pakistanda çok karşılaşacagım.

Yemek molası verdik , yerde bir örtü, masa falan yok, bir kazan yemek, kablar kirli, yahni varmış
aldık ve toz toprak içinde bir güzel yedik. Tekrar yola koyulduk gece yoldan bir dilenci aldık birşeyler mırıldandı ve para toplayıp zifiri karanlıkta otobüsden indi. Gece birde baktım koridora battaniyeler sarılmaya başlandı hemde hiç temizlenmeden üç tane yatak yaptılar ve personel birgüzel yattı. Sanırım benim için yolculuk yeni başladı otobüsde ve yolda yaşadıklarım tam bir canlı flim gibi.

21/Şubat/2003 6. gün (QUETTA )

Çok zevkli bir yolculukdan sonra Pakistanın Quetta şehrine saat 07:20 gibi ulaşdık, bir sonraki durak için ben ve Reni Lahor'a bilet aldık Abdulmecitte Karaçi'ye bilet aldı.Otogarda kaymak, yumurta, süttten oluşan harika bir kahvaltı yaptık. Abdülmeciti otobüsüne bindirip Reni ile birlikte şehir merkezine yürümeye başladık Quetta pekde iç acıcı bir şehir değil pis ve düzensiz sıkıcı bir yer biraz dolaşıp Para bozdurup süslü püslü bir şehir dolmuşuna binip otogara geri döndük. Tuvaletlerin orada bir güzel saçımı ve ayaklarımı yıkadım, duvar kenarına oturup ayaklarımı uzatıp bir güzel dinlendim.
Yine otogardaki lokantada yahni ve çok lezzetli patatesli bezelye yedik ve otobüse bindik. Saat 13:45 Lahora hareket ettik, yol acayip virajlı ve çok kötü Reniy'e bu yolu trenle geçelim dedim ama sorduk soruşturduk tren çok uzun sürüyormuş, tek tesellimiz vadilerden geçerken izlediğimiz manzaralar, bir kaç köyde mola veriyoruz bunların birinde şeker kamışı çiğnedim küçük küçük dilimlenmiş parçaları ağzına atıp çiğniyorsun kalan posayıda tükürüp atıyorsun.
Yine bolcana namaz molası veriyoruz bizden başka kimse kalmıyor herkes namaza.

Bir ara bir kolanyalı mendil çıkartıp yüzümü gözümü sildim, biraz sonra önde homurdanmalar
başladı ve dönüp dönüp arkaya bakmaya başladılar, muavin biraz sonra yanıma gelip hafif kızgın bir şekilde birşeyler söylemeye başladı yan koltuktakiler yerdeki medili gösterdiler oda mendili alıp öne götürdü ve şoföre gösterdi muavin tekrar gelip "no alkol" " no alkol" demeye başladı, hayda, ulan ne bok yedik, alkolun a'sı bile yasak bu ülkede.

22/Şubat/2003 7. gün ( LAHOR / HİNDİSTAN SINIRI )

Ve Lahor, sabah vakti, artık Hindistan'a yarım saat kaldı. Bir taksiye binip sınır köyü Wagah'a geldik Taksici bizden yolda 100 rupe benzin parası aldı yani benzincide parayı biz verdik onudabizden almaya kalktı sınırda biraz tartıştık ve 50 rupe verdik. Pasaport işlemi halledip arama noktasına geldik adam sadece benim çantayı aradı Reniye bakmadı bile, birde bana dönüşde aldığım hediyeleri geçirebilmem için 50 $ vermem gerektiğini söyledi acayip sinirlendim. Hindistan sınırındada aynı şekilde benim çanta arandı ve adam şöyle birşeyler söyledi, anladığım kadarıyla Türk'ün biri silahla Delhide yakalanmış. Ve rüya ülkem Hindistan'dayım, arkadan oturaklı bisikletlerden rişkacı ile anlaşıp Armistar dolmuşlarını kaltığı yere geldik.İnsanlar rengarenk giyinmiş hele kadınlar,dolmuşa binip Armistara vardık,burası Pencap bölgesi yani Sihlerin yaşadığı yer, doğruca kalmayı planladığım altın tapınağa doğru yürümeye başladık, tabiki bir yanadanda çevreyi ve Hint insanını gözlemliyorum.
Önce çantaları tapınağın içindeki yatakhaneye bıraktık ve sonra tapınağın içine girip dolaşmaya
başladık, tapınak çok etkileyici bugün hafta sonu olduğundan çok da kalabalık. Tapınak büyükce bir havuzun ortasında, ince uzun bir yoldan insanlar tapınağın icine girimekte
rituellerini yapıp dışarı çıkmaktalar. Bir yere oturu Reni ile bu güzel tapınağı bir güzel seyrettik. Büyükce bir yere girip uzun sıralar halinde oturmuş halkın arasına bizde oturduk, yemek dağıtmaya başladılar anladığımız kadarıyla mercimek lapası birde çorba verdiler ve ilk acılı Hint yemeğimi yedim karşımdaki kızlarla bakışarak.
Sihler inançları, kültürleri ile diğer Hint halklarından kendilerini ayrı görmekteler ve kendilerine özertlik istemekler. Erkekeler saçlarını kesmemekteler ve saçları bir sarık ile sarılı, çogunun belinde bir kama var ve çok güler yüzlüler.
Yatakhaye dönüp yatacak yer için konuşmaya başladık heryer dolu ve yatakhanenin avlusundaki
yatakların boş olduğu söylendi, duş içinde imkan pek yok gibi.Reni bir kaç Japonla muhabete başladı bende dışarı çıktım, bazı yiyeclerden tatmaya ve ne olduklarını anlamaya çalışdım, koca bir bardakda manda sütü içdim. Bir otele girip fiyatta anlaşdım, çantamı almaya gittim ve Reni'ye otel bulduğumu söyledim o gelmeyeceğini burada kalacağını söyledi sabah burada buluşalım dedi peki dedim ama buarada ben reniye yanlız devam etmek istediği birkaç kez söyledim.

Katmandu

23/Şubat/2003 8. gün ( DELHİ TRENİ )

Üçgün sonra yine yatakda yatmak iyi deldi dinlenmişim.
Delhiy'e gitmek için tren istasyonuna gittim, duvardaki panoda tren saatleri filan yazıyor ama
bir türlü çözemiyorum yetkili bana birşeyler söylüyor ama toparlıyamıyorum, sonunda 4 gençden
yardım istedim ilk treni söyleyin ve ucuz olanı ve oldu bileti aldık onlarda aynı trenle başka bir şehre gidiyorlarmış tapınağı gezmeye gelmişler, ilk tavsiyeleri Varanasi ve kuzeyde dikkatli olmammış, ikincisi trenlerle seyhat etmem ve bir tren gunleri, saatlerini gösteren tarife almam; aldık ince bir ansiklopedi gibi zaten Hindistanın demiryolunda nekadar ileri olduğunu ve dünyanın ikinci büyük ağına sahip olduğunu biliyordum, birazdan ilk seyhatimi yapacağım, trende 4/5 sınıf var sadece koltuk en ucuzu, yataklı 2 ci sınıf biraz pahalı bende bu snıfı tercih edecegim.
Gençler elde sözlük çat pat muhabbet ediyoru Türkiye'nin nerede olduğunu bilmiyorlar Avrupa
diyip duruyorlar bende onlara komşularımızı ve yarı Asya yarı Avrupa'da olduğumuzu anlattım,
bu yarı yarıyaya çok şaşırdılar, onların hayalinde ya Amerika yada İngiltere varmış.
Trene bindik, bayağı hızlı gitmekte ve acayip kalabalık, pis ve baharat kokmakta.
Bolcana satıcılar gelmekte birde dilenciler, çalgıcı dilenciler yani renkli.Yer yer ben alıyorum bazen gençler alıp ikram ediyorlar bazıları güzel bazıları eh işde Samosa en çok beğendiğim, içi bol acılı patatesli börek galiba bundan çok yiyeceğim, çay İngiliz tarzı yani sütlü çay çok çayiçen biri olarak bunada alışmama lazım.

Gençler bir yerde indiler benimde az bir zamanım kaldı, bu arada notları çıkartıp gideceğim yeri yani oteller bölgesine baktım kalmayı düşündüğüm otel vivek otel, mainbazar bölgesi.

İstasyondan çıkıp tam karşı tarafa yöneldim saat 23:00 gibi ve ortalık acayip kalabalık burası
bizim Mahmutpaşa bölgesi gibi, oteli bulup yerleşdim, duş alıp sokağa indim yemek yemek için
yer bakındım ama öyle iç acıcı bir yer yok en iyi yer bile çok kötü gözükmekte ama içerisi turist dolu bende girip bir yere oturdum ve menüden anlayabildiğim kadarıyla bir şeyler söyledim,bir acılı güzel çorba, yine baharatı bol aclı patates bezelye biber karışımı birşey ama lezzetliydi.

Yorumları okumak ve yeni yorum yazmak için tıklayınız

Son yazılar:
  • nepal (gökmen binici, 17/12/09 10:15)
  • Re: hindistan gezisi (gökmen binici, 17/12/09 10:00)
  • Re: hindistana gezi (gökmen binici, 17/12/09 10:00)
  • EDİTÖRÜN NOTU
    Atlas'ın bahar takvimi çok dolu. Kaz Dağları, Alakır, Sarıkeçililer, İstanbul'da kalanlar için Dağ Filmleri Festivali. Bu etkinlik, İstanbul'a gelemeyenler için başka kentlere de gidecek.
    KASLA GİT!
    FOTOĞRAF SERGİSİ
    Sadakat İstanbul: Boğazını Koru
    ABONELİK
    HASANKEYF'E SADAKAT
    Sıfır Yokoluş Gezileri
    [ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
    [ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
     
    [ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
    [ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
    © Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
    Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
    Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
    Imperia ile tasarlanmıştır.