Batı, bu ayrımı Yunan-Pers savaşından başlatır. Günümüzden 2500 yıl öncesine kadar gider.
Şimdilerdeİran'a karşı savaş çığlıkları atan Amerikan yönetiminin gizli birarzusu mu vardır acaba? Perslerin torunlarını, anavatanlarında yenmek ve2500 yıllık mücadeleyi, Batı lehine kesin olarak çözmek.
AslındaIrak da tarihsel bir hesaplaşmanın ilk coğrafya alanıydı. Gılgamışefsanesi, uygarlığı temsil eden şehir ile doğa arasında bir savaşıanlatır. İlk savaşı. Gılgamış, Uruk kralıdır. Vahşi doğanın bekçisiHumbaba'yı, kırların temsilcisi Engido'yu da yanına alarak yenmeyibaşarır. Humbaba'nın koruduğu sedir ağaçlarını dilediği gibi keserekşehirler kurar. Şimdi sedir ağaçları için değil petrol için veriliyorsavaş tabii ki.
Amerika, kendisinin olmadığı zamanlara ait tarihi, yeniden gözden geçiriyor. İşe en başından başladı.
|
| Mardek'in, Belçika bayraklı Vamos'la okyanusun ortasında karşılaşması Hakan'ın yolculuğunun seyrini değiştirdi. |
Ne yapmalı? Alıp başını okyanusa mı açılmalı? Hakan gibi.
Hakan'ınyolculuğunu, başına gelenleri izlerken aklıma Ernest Hemingway'in ünlühikâyesi gelir. Hikâyenin kahramanı Santiago ile Hakan'ıkarşılaştırırım.
İkisinin ortak yönleri vardır. Denize tek başlarınaaçılmışlardır ve ikisinin gözleri de deniz gibi mavidir. Hakan, dahagenç sayılır. Kırk yaş nedir ki? Santiago ise yaşlı. Bu yüzden ErnestHemingway, uzun hikâyesinin adını `İhtiyar Adam ve Deniz' koymuştur ya.İhtiyarımız, balıkçıdır. Hakan Öge ise bir gezgin. Her ikisinibirleştiren asıl özellik ise, cesareti uzak denizlerde aramalarıdır.Cesaretleri, bakışlarının ve denizin derinliklerinde gizlidir.
Hikâyedeihtiyar balıkçı, tam 84 gündür denizdedir ama bir tek balık bileyakalayamamıştır. Hatta 40 gün kadar sonra yanındaki genç yardımcısınıda ailesi geri çağırmıştır. Kısmetsiz balıkçının yanında ne işin var,diyerek. Bu durumda Santiago için tek yol kalmaktadır, hiçbir balıkçınıncesaret edemediği kadar uzak denizlere açılmak. Öyle de yapar. Derkenbüyük bir balık yakalar. Öyle büyüktür ki, küçük teknesine sığdıramaz.Sandalın ucuna bağlar ve kıyıya doğru sürüklemeye başlar. Yol aldıkça dadenizin aç balıkları, Santiago'nun dev balığını yiye yiye bitirir. Amabuna üzülmez ihtiyar balıkçı. Hiç olmazsa elinde koca balığın iskeletikalmıştır. Balık tutamayan balıkçı şimdiye değin hep alay konusuolmuştur kıyıda, ama bu iskeletle artık son bulacaktır. Yiyecek balığıyoktur ama onurunu kurtarmıştır.
Santiago açık denizde arzuladığıbalığı yakalar. Hakan'ın gerçek hikâyesi ise Hemingway'in hayal örünühikâyesinden bile daha gerçekdışı gelişir. Onun da kaderine denizden birsevgili çıkar. Hakan, yalnızca aşka değil kaderine de boyun eğer. Birdoğulu tavrı. Ne diyelim, alın size bir de doğulu sözü:
Her işte bir hayır vardır.Hemingway'in hikayesinin bize anlattığı birkaç erdem vardır ve benHakan'ın gerçek hikayesiyle bunlar arasında önemli benzerlikler bulurum.
Uyum erdemi. Doğayla uyum arar balıkçı. Balıklar, kuşlar ve denizleuyum arayan bir adamdan söz edilir hikayede. Doğal olanı hırsıyla yokeden insan doğayı bozulmamış halde bulmakta zorlanır. Açık denizdedoğayla başbaşadır. Doğayla uyumu arayan insan, asıl savaşını doğayakarşı değil, kıyıda kendisiyle alay eden insanlara karşı vermektediraslında. Zaferini, onlara karşı kazanacaktır. Doğayı anlar, günlerceboğuştuğu köpek balıklarını bile anlar, ama insanları anlamaktazorlanır.
Hemingway, bir kahramanı anlatır aynı zamanda. İnsanlığınbir kahramanını. Yaşlılığına rağmen, yalnız kalmasına rağmen, hattakısmetsizliğine rağmen yılmayan, umudunu yitirmeyen bir kahramandırSantiago. Ne ki, tıpkı tepeye çıkarmayı güçlükle başardığı dev kayasıher seferinde geri yuvarlanan mitoloji kahramanı Sisipiks gibi sonuçsuzbir zafer elde eder. Ama zafer zaferdir.
Hemingway'in hikayesindeerkeklik bir erdemdir. Tabii kadına karşı bir erdem olarak değil. Onubir erdem olarak elde etmek, bir mücadeleden geçer. Hikayede, gururunuarayan, korumaya çalışan, cesaret gösteren bir erkek ve bir kadınmetaforu olarak deniz vardır. Pek çok edebiyatçı ve kayıklarınakoydukları isimlerden anlaşıldığı gibi bizim balıkçılarımız da, denizikadına benzetir zaten. Dalgalı, zaman zaman fırtınalı oluşlarındandırbelki de. Santiago, denizin üstünde kendine inancını en üst seviyedekorumayı başarmalıdır. Hiç yılmadan, sabırla. Yoksa kıyıya hiç dönmesindaha iyidir. Kim bilir belki de bu yüzden Hakan Öge'nin seyahati tekbaşına sürdürmemesi bir hayal kırıklığı yaratmıştır kimi okurlarında.Onlara göre, Hakan denizde tek başına kalmalıydı. Aşkın kendisinden bileönemliydi tek başına bir erkek olarak seyir etmek. Çünkü verilmiş sözüvardı. Ama şöyle de düşünülemez mi: Hakan, denizle, doğayla vedoğasıyla savaşmıyordu ki, onunla uyum arıyordu. Bir savaşımı varsaeğer ve üstelik o savaşım da herkes adına ise, bir simge olarak HakanÖge'de odaklanıyor ise eğer, kime karşıdır? Uyum ve savaşım paradoksundaHakan, bu iki erdemi de korumalı, birbirine karıştırmadan korumalıydı.Hem de oynak bir zeminde ve tek bir rengin, mavi uzayın içinde. Belki debu paradoksun içinden kusursuz bir şekilde çıktı.
Hemingway'inhikayesinde, gurur erdemi de vardır. İnsanlardan uzaklaşarak, onlarınasla ulaşamayacağı mesafelere tek başına giderek kazanacağı gurur.Yalnızca kısmetle hayatta kalmayı tercih etmez Santiago. Her gün yenibir gündür ve er ya da geç kısmetin açılır; ama balıkçı, kendi kısmetinikendi yaratmayı tercih eder. 'Erkek adam' tavrı. Hayatta kalmacesaretini asla yitirmez. Yenilgiyi kabul etmeme onun düsturudur. Gerçiyaratıcısı, Hemingway, son öyküsünü, yani İhtiyar Adam ve Denizci'yiyazdıktan sonra kendi elleriyle ölümü seçmiştir, ama yazdıklarında hep,yaşamak için cesareti yitirmemeyi öğütlemiştir.
Santiago'yugörünüşüne ve teknesinin boyuna bakıp da değerlendirmemek gerekir.Hemingway, Santiago'nun kudretini ve derinliğini anlamak için gözlerinebakmak gerekir. okyanus kadar mavi ve derin gözlerde saklı cesarete. Kimokyanus kadar cesaretli olabilir ki. Ve kim gözlerdeki cesareti yokedebilir ki?
Özcan Yüksek
Aşk dalgası mı güçlü okyanus dalgası mı?