Ilısu Barajı'nın tamamlanmasıyla büyük bir bölümüsular altında kalacak eşsiz Botan Vadisi, Dicle Nehri'ne su taşıyanvadilerden biridir. Kuzeyden gelen Bitlis Çayı, Siirt civarında BaşurÇayı adını alarak Botan Çayı'na (Uluçay) dökülür. Vadiyi Başur, Kezergibi çok sayıda dere ve çay besler. Bitlis Çayı'nın içinden aktığıBitlis Vadisi ise, Doğu Anadolu ile Mezopotamya arasında erkendönemlerden itibaren önemli bir geçit oluşturur. Bitlis Vadisi'ningüneyde bittiği, tarım arazilerinin başladığı alanda bulunan BaşurHöyük, bu jeopolitik konumundan dolayı kültürel ilişkiler ve ticariaçıdan seçkin bir yerde; Siirt'ten kuzey, batı ve güneye giden yolkavşağının kesiştiği bir noktadaydı. Geçtiğimiz yıl açığa çıkarılan Urukdönemi yapı kalıntıları da yerleşmenin İÖ 4. binyılda ne denli önemlimerkez olduğunu ortaya koydu.
Başur Höyük, Siirt'in batısındaki Aktaşköyü, Bakır mezrası sınırları içerisindedir. Amerikalı arkeolog RobertJ. Braidwood ve Halet Çambel tarafından 1963 yılında gerçekleştirilenSiirt ili yüzey araştırmasında saptanan yerleşme kayıtlarda Başur Çayıkenarındaki S 64 / 4 adlı höyük olarak geçer. 250x150 metre boyutlarındabir alanı kaplayan ve kültürel dolgusu yaklaşık 15 metreye ulaşanhöyüğün batı bölümü Başur Çayı'nın zaman zaman yükselen sularıtarafından tahrip edilmiştir.
Halen devam eden Başur Höyük kazılarına 2007yılında Mardin Müzesi ile Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ArkeolojiBölümü adına bir ekip tarafından başlandı. Elde edilen veriler yerleşimyerinin İÖ 7. binyıldan günümüze kadar iskân edildiğini gösteriyor.Höyük üzerinde yakın zamana kadar bulunan modern köy, İS 12-14.yüzyıllara tarihlenen ortaçağ yapıları ile birlikte İÖ 1. ve 2. binyılkalıntılarının bir bölümünü tahrip etmiş. Höyük yüzeyine yakınseviyelerde ise İÖ 4 ve 2. binyıla ait yapılarının geniş alanlarıkapladığı gözleniyor. İÖ 2. binyılın ikinci yarısına tarihlenen bumekânlar taş temel üzerine iki katlı kerpiç yapılardan oluşuyor. Zeminkatların büyük bir bölümü depo amaçlıydı ve gerek duvarları, gereksemekân içlerindeki buluntuların duruşlarından yapıların büyük birdepremle tahrip oldukları anlaşılıyor. Veriler depremin yaklaşık olarakİÖ 14. yüzyılda gerçekleştiğini kanıtlıyor.
Kazı alanında ortaya çıkartılan diğer bir dönemise İÖ 4. binyılın ikinci yarısına tarihlenen Güney Mezopotamya kökenliGeç Uruk evresidir. İran, Kuzey Suriye ile Güneydoğu Anadolu gibi genişbir alanda görülen bu kültürün yayılım nedenleri arasında hammaddekaynaklarının daha etkin kullanımına yönelik yeni bir ekonomik modelinolduğunu söyleyebiliriz. Bu merkezi yapılanma erken devlet oluşumunagiden sosyo-ekonomik sürecin temel unsurlarını oluşturuyor. Bu amaçlaUruklu yönetici ve tüccarlar çevre bölgelerde ve Güneydoğu Anadolu'datarımsal ve hammadde kaynakları açısından zengin olan alanlara kentselnitelikte idari merkezler kurmuşlardı.
Bu yerleşimler zamanlabüyüyerek, Uruk ticaret ağının ticari istasyonları haline geldiler. Bumerkezi yapılanmada tapınak, ekonomik ve idari merkez olarak önemli birişleve sahipti. Artı ürünün oluşması açısından ve ekonomik sistemiayakta tutan ana etken tarımdı. Bu nedenle tapınak ve çevresindeki tahıldepolarının denetimi ve kullanımı özel bir öneme sahipti.

Bu döneme ait kazısı yapılan alanlarda tapınakolarak adlandırılacak bir yapı henüz bulunmamasına rağmen, genişalanlara yayılan depo odalarının varlığı, höyüğün Geç Uruk dönemindeidari bir merkez olabileceğini akla getiriyor.
Yaklaşık 1.50 metrekalınlıktaki depo duvarları, taş temel üzerinde kerpiçtendi. Aralarındaavlular bulunan depo mekânlarının içlerinde çok sayıda kâsenin yanı sırabol miktarda mercimek, arpa ve buğday kalıntısı bu yapıların işlevinikanıtlar. Depo mekânlarının bulunduğu alanın ortasında, içerisinde çapı1.80 metreye ulaşan bir ateş çukurunun bulunduğu bir başka mekân dahabulunmaktadır. Basit bir ocak olarak tanımlanamayacak bu ateş çukuruneredeyse bulunduğu mekânın tamamını kaplayacak büyüklüktedir. Ateşodası olarak adlandırdığımız bu mekânın işlevi ve depolarla ilişkisi isegelecek yıllarda cevaplanmayı bekleyen sorular arasında yer alıyor.
Yazı: YARD. DOÇ. HALUK SAĞLAMTİMUR,EGE ÜNİVERSİTESİ, ARKEOLOJİ BÖLÜMÜ / Atlas Şubat 2009, sayı 191