>
ATLAS LOGO

Temmuz 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Arkeoloji 
Sonsuz Ufuk

Engin bilgisiyle bilge bir kişiliğe sahipti. Bilimi sıradanlaştırmadan alanının hep ön saflarında yer aldı. Prof. Dr. Ufuk Esin'i 2008 Ocak'ında kaybettik.

Yaşanabilecek en dingin cenaze törenlerinden biriydi. Herkesin üzerinde Ufuk Esin'in o yatıştırıcı, sakin duruşunun etkisi vardı. Yine de acının yanı sıra öğrencilerinde, onu yakından tanıyan meslektaşlarında 'bir aksaklık olur mu' telaşı hissediliyordu. Belki hocamız yine zoru soracaktı; aslında Ufuk Esin'in aramızdan ayrılması bizim için yeterince zordu.
Prof. Dr. Ufuk Esin 1956 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya ve Arkeoloji Bölümü'nden diplomasını aldı ve 1976 yılında profesör olana dek Prehistorya Kürsüsü'nde görevler üstlendi. 1984-2000 yıllarında, aynı üniversitede yeni adı ile Prehistorya Anabilim Dalı; 1998-2000 arasında da Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölüm Başkanlıklarını üstlendi.
Bu süreç üniversitelerimiz için de önemli bir dönüm noktasıydı; ilk kuşak hocalar emekli oluyor, arkadan gelenler bu tür kurumların büyüklüğünü sürdüremiyordu. O dönem asistanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan bu süreci Türkiye'nin genel konjonktürüne de bağlı olarak, kurumların 'sıradanlaşmaktan' kurtarılamadığı tespiti ile anlatırken, Ufuk Esin'i, Halet Çambel gibi büyük bir aydının ardından bölümünü bu sıradanlaşma tuzağına düşürmeyen kişi olarak tanımlıyordu. Onun döneminde süregelen projelerin sayısı katlanarak artmış, Prehistorya Anabilim Dalı özellikle Neolitik ve Kalkolitik çağlar olmak üzere ülke arkeolojisinde söz sahibi bir kurum haline gelmişti.
Prof. Esin'in çok yönlü bilimsel kişiliği onu birçok alanda araştırma yapmaya yöneltmişti. 1960'lı yıllarda ülkemiz için çok yeni olan doğa ve fen bilimlerinin arkeolojiye uygulanması, başka bir deyiş ile arkeometri çalışmalarını başlatmıştı.
Prof. Esin sadece ülkemiz için değil bilim dünyası için de yeni alanlara yöneliyor 'bilim alanını geriden izlemek değil, ön saflarda yer tutma tutkusunu' taşıyordu. Öncülük ettiği alanlardan biri de Anadolu dışında arkeolojinin takip edilmesiydi. Hâlâ tartışılan Avrupa uygarlığının kökenleri sorusuydu. Türkiye'de bu konuya ilgi duyan olmadığı gibi uluslararası ölçekte bu tartışmalara katılabilecek bir birikim de oluşmamıştı. Prof. Esin bu boşluğu doğal çevre etkisini de ele aldığı, Güneydoğu Avrupa İlk Neolitik kültürlerinin ortaya çıkışı ve gelişimi konulu iki ciltlik eseri ile doldurdu.
Hep kurtarma kazılarını üstlenmeyi yeğliyordu; ODTÜ Keban Projesi kapsamında Elazığ'da Tepecik, Tülintepe, ODTÜ Aşağı Fırat Projesi çerçevesinde Karakaya Baraj Gölü alanında; Malatya'da Değirmentepe ve Aksaray'da Mamasın Baraj Gölü alanında Aşıklı Höyük kazılarını yürüttü. Tam kırk yıl önce başlayan bu süreç gerek ülke arkeolojisi gerekse siyasi ve toplumsal gelişim ile evriliyor, gelişiyordu. İlk kazı Tepecik, 1968 yaz aylarında başlamıştı. Bugün için öğrencilerin kazılara katılımı ne kadar olağan karşılansa da kırkın üzerinde öğrenciyi Tepecik'e götürmesi bir ilkti. Bu '68 olayları'na katılan arkeoloji öğrencilerinin hemen hemen tümünü kazıya götürmenin yanı sıra gençlerin akademiden beklentilerini desteklediğinin bir göstergesiydi. Bu sayede Türkiye'de ilk kez çekirdek bir ekip de oluştu ve buradan yetişen bilim insanları; daha yerinde bir deyim ile gelenek, onun önderliğini yaptığı kurumun sürdürdüğü onlarca proje ile bugüne kadar gelmeyi başardı.
Esin'in 1993 yılında oluşum süreci içindeki Türkiye Bilimler Akademisi'ne (TÜBA) kurucu üye olarak atanması, bu konudaki bütün mütevazılığına karşın, ülkenin en seçkin bilim insanlarından biri olduğunun bir başka göstergesiydi. Akademide Türkiye Kültür Sektörü Projesi'ni başlatarak ülkemizin kültür envanterinin çıkarılmasını, bunları ekonomiye kazandıracak bir sektör oluşturulmasını hedeflemişti.
Hiçbir öğrencisine yaptığı ödevi sonuna kadar anlatma fırsatı vermeden, hatta çoğu kez daha ilk cümlede söylenen bir terimi ya da konuyu araştırma görevi yükleyen hocamız çevresindekilere öğrenme sevgisi, disiplini ve hırsı aşılamıştı. Hiç beklemediğiniz konularda, uzmanlarını dahi şaşırtacak bilgisi ve bilge kişiliği onu bugünün çoğu bilim insanından ayırıyordu. Sözü meslekten olmayan birinin yalın tarifine bırakırsak; Doğan Hızlan'ın 2003 yılındaki bir yazısında belirttiği gibi: 'Ufuk Esin, bizim ülkemizin sadece arkeoloji haritasını değil, Türkiye'nin siyasal, toplumsal coğrafyasının da her santimetrekaresini bilen, izleyen bir aydındı'

Atlas Şubat 2008 / sayı 179

EDİTÖRÜN NOTU
Bizim yaptığımız nedir? Kaynağına, yerine kadar gitmek, ayakların geldiği yere, sözün geldiği yere gitmek.
SARIKEÇİLİ GÖÇÜ
  25.07.08
KASLA GİT!
FOTOĞRAF SERGİSİ
BELÇİKA: Geleceği Çizmek
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.