|
İşçiler, atık su kanalına ait logar kapağının etrafını kazıyor. Bu çalışma sık sık kesiliyor ve bir arkeolog aynı yeri bu kez elindeki küçük mala ile yokluyor. Son yıllarda yapıldığı her halinden belli dökme demirden kapağın tırtıkları bile aşınmamış. Üzerinde büyük harflerle "İst Belediyesi" yazıyor. Bu kapağın yaklaşık üç metre yakınında ve iki metre derininde İstanbul'da bugüne kadar erişilen en eski sur kalıntılarından biri var. Üzerinde hiçbir şey yazmıyor. Ama İS 4 ya da 5. yüzyıla tarihleniyor. 1500 yıl arasındaki derinlik iki metre. Logar kapağı birkaç gün sonra kaldırılıyor; çalışmaların devam etmesi için kaldırılmak durumunda. Uzun süre önce ulaşılan Bizans dönemine ait galeri, kapağın altında da devam ediyor. Kazının en yoğun bölgesinden geçen bu atık su kanalı, çevre evler tarafından hâlâ kullanılıyor. Madur olmamaları lazım. Kanalları 1500 yılın üzerinden geçse bile. "Yaptığımız şey kent arkeolojisi ve en büyük güçlüğümüz İstanbul" diyor yaptığımız söyleşide kazı başkanı ve İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Dr. İsmail Karamut altını çizerek: "Bir örenyerini kazıyor olsaydık bu sorunların çoğunu yaşamazdık. Ama şehirde yaşayan insanların hayatını etkilememesi mümkün değil." Projenin yüklenicisi inşaat firması, eski su kanalını metal borulara alıp askı üzerine taşıyor. Hayat ve kazı devam ediyor. Müze arkeologlarından Metin Gökçay kazıda ulaşılan yapılar için "Tarihlendirmeden ziyade işlevinin bulunması sorun oluşturuyor" diyor. Her gün sabah sekizde işbaşı yapan onlarca kazı işçisi, içlerinde sanat tarihçisi ve restoratörlerin de bulunduğu, çoğunluğu arkeolog 14 uzman tarafından yönlendiriliyor. Sadece İstanbul'da 100'e yakın arkeolojik kazıya tanık olduğunu söyleyen Gökçay kazıyı yine de heyecan verici buluyor. Ancak buluntular içinde şüphesiz ki en çok heyecan uyandıran, dikkatlerin buraya daha çok yönelmesini sağlayan antik gemi enkazları oldu. Eskiden denize dahil olan bu kıyıda, olasılıkla İmparator I. Theodosius (379-395) tarafından kurulan bir liman bulunduğu İstanbul'a ait kaynaklardan biliniyordu. (Alman Arkeoloji Enstitüsü eski direktörü Wolfgang Müller-Wiener, "İstanbul Limanı" isimli kitabında daha 7. yüzyılda Mısır'dan tahıl sevkiyatı sona erdiğinde bu limanın önemini yitirdiğini ve Osmanlı'nın ilk döneminde karaya katıldığını yazıyor.) Kazının ilk aylarında açılan kesitlerde, şimdi büyük oranda kuruyan Lykos (Bayrampaşa) deresinin taşıdığı, arkelojik buluntu açısından zengin olmayan dolgu toprağına ve yaklaşık dört metre derinlikte de deniz kumunun bulunduğu katmana ulaşıldı. Mart ayında ise önce Bizans dönemine ait amforalara ve daha sonra da yan yana uzanan ahşap iki batığa rastlandı. Yaz sonunda bulunan iki batık daha yine aynı döneme (İS 10. ya da 11. yüzyıl) tarihlendi. Geçiğimiz ay, kazılar birinci yılına girmek üzereyken, yine İstanbul Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülen metro tarafındaki alanda beşinci batığa rastlandı. Bulunan gemi kalıntılarından sadece ilki, 10. yüzyıla ait olduğu düşünülen Bizans batığı, Teksas A&M Üniversitesi'nden sualtı arkeoloğu Yardımcı Prof. Dr. Cemal Pulak tarafından çalışıldı. Geminin konservasyon amacıyla kaldırılması bugünlerde tamamlanmak üzere. Ancak diğer batıklar, yerleri tespit edilir edilmez, bin yıllık ahşaplarının havayla temas ederek zarar görmemesi için tekrar deniz kumuyla örtüldü. Kuruduğu anda kırılma olasılığı çok yükselen ahşapların kaldırılması çok zahmetli ve süre isteyen bir iş. Alandan taşınan parçalar, çizim sürecinde zarar görmemesi için kazıevi yanındaki havuzlarda muhafaza ediliyor. Yenikapı'daki her ne kadar bir kara kazısı olsa da, bu çalışmada antik gemiler konusunda uzman sualtı arkeologlarına ve daha fazla zamana ihtiyaç var. Zaten antik limana ait buluntular, sadece bu ahşap teknelerle sınırlı değil. Batıkların bulunduğu alana yaklaşık 600 metre mesafede, 5. ve 6. yüzyıl civarına tarihlenen 12 adet taş gemi çapası bulundu. Bu çapaların bir kısmında, kumluk zeminde çapanın dibe tutunmasını sağlayan ahşap kazıkları sağlam ki bu tür sağlam kazıklara bugüne kadar sadece İsrail'de rastlanmıştı. Müze arkeologlarından Sırrı Çömlekçi, taş çapaların bulunduğu bölümün, antik batıkların bulunduğu bölümden dört beş yüzyıl daha eski olmasına dikkât çekiyor: "Aynı derinlikteki açmalarda, iki alan arasında bu kadar zaman farkı olması bize birbirine komşu iki liman olduğunu düşündürüyor." Bu liman belki de, Petros Gyllius'un Eliutherius ismiyle andığı liman. İsmail Karamut, Koruma Kurulu kararıyla kazısı yapılan ilk batığın konservasyonu tamamlanarak (ki bu en az beş yıl sürecek) Marmaray istasyonunda sergileneceğini söylüyor: "Bize söylenen, kazı verilerimizi kurula iletmemiz." Gerek Marmaray ve gerek metro istasyonları için yapılacak yeni projeler, arkeolojik buluntuların da istasyonlara entegre edileceği bir şekilde yeniden değerlendiriliyor. Bu mümkün, çünkü bir örneği Atina metrosunda var. Ancak kazılar sonunda, neyin korunup neyin kalkacağına Koruma Kurulu karar verecek. Batıklar istasyonlara engel değil, çünkü kaldırılacak. Ancak taşınış biçimi çok önemli; bilgi kaybı ve hassas buluntularda hasar olmaması için yeterli zaman tanınması gerekiyor. Şunu söylemeliyim ki, kazı alanında bulunan ve diğerlerine göre sıradan bir buluntu olarak kabul edilebilecek geç Osmanlı döşeme yolu bile muhteşem bir görüntüye sahip. Yazı ve Fotoğraflar: Gökhan Tan |
















