Anasayfa    Doğa&Coğrafya       Sis Dağı

Sis Dağı


Belli belirsiz sorular var çocuk yüreğimde. Sabah yaylaya çıkılacak ve ben on yaşındayım. Yayla neresi, oraya nasıl gidilecek hiçbir fikrim yok. Sadece durmuş, ortalıktaki telaşı izliyorum. Babaannem her zamanki otoriter tavrıyla etrafa emirler yağdırıyor. Yayla onun hayatındaki en önemli ve asla vazgeçemeyeceği kavram. O, benim de yaylaya çıkmam yönünde kararını vermiş. Yüzüm solgun, zayıfım; yaylada yüzüm kızaracak, kilo alacak ve serpileceğim. Babama söylediği sözler bunlar.
Babamın ona diyeceği bir şey yoktu, çünkü babaannem, Kurtuluş Savaşı'nda düşmana karşı direniş gösteren 'çete' reislerinden Topal Osman Ağa'nın sağ kolu 'Deli Bilal'in kızıydı. Yirminci yüzyıl başlarında, Rus işgalinde en büyük kavgayı veren çete reislerinden biri 'Deli Bilal'in kızı başka türlü olamazdı. Onun, büyükbabam Mehmet Somuncuoğlu'ndan başka kimseden korktuğuna, çekindiğine tanık değildim. O, 'Bilal Kızı Fadime'ydi ve onun 'olur' dediği, olurdu!

Karadeniz Bölgesi'ndeki şenliklerin hemen hepsinde horon ekipleri var. Bunların arasında çok beğeni toplayanlardan biri Akçaabat Horon Ekibi, Giresun'un Çanakçı ilçesine bağlı Kuşköy'de yapılan 'Kuşdili' şenliklerine sürekli katılıyor.
Bir sabah alacakaranlıkla yola düştük. Ben Bursa'da büyümüştüm ve yaylayla ilk defa tanışacaktım. Neler olacağını kavrayamıyor, yürüyordum. Etraftan yeni kafileler bize katılıyordu. Göçü yönetenlerin sert bağırışları arasında, ineklerimiz yanımızda tırmanıyorduk. Benim de yürütmek zorunda olduğum bir inek vardı. Çok sonra anladım ama o inekle birlikte bana da bir sorumluluk verilmişti. Yoruluyordum ama bir şey diyemiyordum. Kimse yorulduğunu söylemiyordu çünkü o gün yaylaya varılacaktı.
Aradan geçen onca yıla rağmen o göç aklımda yer edecek ve onu yaşarken asla sevmemekle birlikte, beni hep kendine çekecekti. Son yıllarda, Karadeniz vardı gönlümde; Giresun'un Sis Dağı'nda yaşanan, yurdun dört bir yanından, binlerce insanın akın akın geldiği bir şenlik vardı. Dağdaki 'Odcu Haftası Şenlikleri'ne yetişmek için geceyi yırtarak yol alıyordum. Yıllar önce 'Odcu Haftası'na gidecek miyiz' diye soran kızına cevap veren bir annenin şiveli sözleri çınlıyordu kulaklarımda: 'Gitcek. Gitcek. Küccük kazanı satcak yine gitcek.'
Karadeniz sahillerinde, Sakarya'nın Karasu ilçesinden tutun da, Artvin'e kadar yaylaların şenliği vardır. Bu şenlik Artvin üzerinden kıvrılıp Kars'a kadar devam eder. Her bir yaylanın kendine has dokusu, iklimi, otu, çiçeği ve insanı vardır. Hepsine yayla deyip geçenler birkaç gün orada yaşayınca anlarlar aralarındaki farkı. Yayladan yaylaya ineklerin kafalarına takılan süslü örmeler, keçilerin çanları, yayla evlerinin mimarileri değişir. Çalınan kemençe havalarıyla da birbirinden ayrılır yaylalar, 'Akçaabat Havası', 'Maçka Havası', 'Sis Dağı Havası' diye. Trabzon'dan öteye, Rize ve Artvin'e geçince ise kemençenin yerini tulum alır.

Sis Dağı'nın hafızası onlar: Yaşananları bilir, yıllar geçse de unutmazlar. Sis Dağı'nda yaz kış yaşayan Hasan Demirbaş ve eşi Zeynep Ana yaylanın elli yıllık tarihini beraber saklıyorlar.
Yaylacılık, her türlü gelenek ve göreneğiyle, Türklerin Orta Asya'dan getirdiği bir yaşam biçimi. Bir zamanlar, yaylalara çıkmak yaşamı sürdürmenin gereğiydi ve o günler bugünlerden çok uzak değil. Zaman içinde yaylacılık eski büyüsünü, yaşamsal işlevlerini kaybetmiş olsa da, geçmişte yaylalara saatlerce yürüyerek çıkan insanlar, şimdi kırklı yaşlarının üzerindeler. Birçoğu henüz daha o günlerin büyüsünü unutmuş değil.
Odcu Haftası Şenlikleri, Sis Dağı Yaylası'nın en çılgın zamanı. Kesin bir tarihi yok. Temmuz ayının dördüncü cumartesi günü, ayın kaçıncı gününe geliyorsa o zaman yapılıyor ve 180 yıldır kutlanmasına rağmen kimselere duyurulmuyor. Sadece o bölgenin insanları bilir zamanını ve her yıl o insanlar, o cumartesi günü orada olurlar.
Karadeniz malum, coğrafyanın şartlarından dolayı yerleşim yerleri birbirine uzak. Gençlerin birbirlerini görmeleri, tanımaları zor. Fakat görüşmeleri, gönüllerine ateş düşürerek, nesillerini devam ettirmeleri lazım.
Od, eski Türkçede ateş demektir ve hikâye işte budur. Odcu Haftası gönüllerin ateşlendiği haftadır.
Böyle bir ihtiyaçtan doğan hafta, zaman içinde bu özelliğini yitirip artık başka özellik kazanmış. Şimdi bir şenlik haftası.
Sis Dağı'nda bu yıl düzenlenen şölen de çok görkemliydi. Eski geleneklere uygun olarak, büyük toplanma yerine doğru gelen obalar kemençe eşliğinde buluşup, sabah başlayan horona katıldılar. Binlerce insan horon tepiyordu. Böylesine bir manzara dünyanın az yerinde görülür diye düşündüm. Kemençelerin, davul ve zurnaların sesi her yerden duyuluyordu. Aynı anda yere vuran binlerce ayağın, yeri sarstığını hissediyordum.

Sis Dağı Yaylası, iki ilin sınırında yer aldığı için, ikisinden de göç alıyor. Yaklaşık 250 haneli Eynesil Obası yavaş yavaş betonarme evlerle dolmuş. Geleneksel yayla evleri artık yok denecek kadar az.
Belli bir saatten sonra horondaki insan sayısı azalmaya başladı ve satıcılara gün doğdu. Horondan çıkanlar küçük ya da büyük birkaç hediye alıyordu.
Sis Dağı'nın Pazarlık Tepesi'ne gelen araçların plakalarında bütün illerin numaralarını görüyorum. Tepeye yayılan binlerce araç her yeri kaplamış. Bir dönem yolu bile olmayan Doğu Karadeniz Dağları'nın bu tepesi işgal altında. Geçmişte her yere yayılmış sarı zambaklardan bu yıl sadece bir tane görebildim. Gerisi çoktan yok olmuş.
Alışverişini bitirenler obalarının ya da sahildeki evlerinin yolunu tutuyorlar. Dönüş yolunda yoğun bir araç trafiği var, Pazarlık Tepesi'nden inmek bile saatler sürüyor. En rahat olanlar ise yaylacılar. Kısa sürede yayladaki evlerine ulaşıyorlar. Fakat evlerde de bir telaş var. O gün, şölen günü ve yakılan ateşte etler pişiriliyor.
Yaylanın meydanı sayılacak yerde iki kahve var. Biri yeni, betonarme, diğeri ise en az elli yıllık geçmişi olan ve yayla hatıralarının biriktiği, yaşandığı, yaşatıldığı Osman Emmi'nin kahvesi.
Kahve, bir zamanlar Kurtuluş Savaşı'nın gazilerinin kendi anılarını anlattığı yerdi. Sakarya, Dumlupınar, İnönü Savaşları'nı, Büyük Taarruz'u, Atatürk'ü görmüş gaziler ilk göçle yaylaya çıkarlar ve son göçe kadar yaylada kalırlardı. Çocukluğumda onların dizinin dibine oturur, söylediklerini aklıma kazımaya çalışırdım. Savaşlarda neler yaşadıklarını, cumhuriyeti nasıl kurduklarını anlatırlardı. Vakit gelince namaza giderler, namazdan çıkınca çaylarını içerek kaldıkları yerden anlatmaya devam ederlerdi. O yıllar, Sis Dağı'nın belki de son masal zamanlarıydı.

Tezgâhta sıkı dokunan dırmaç, Karadeniz kadını için çok önemli. Çocuğunu da onunla sırtına sarıyor, dağdan topladığı odunu da. İleri yaşına rağmen, tezgâhında dırmaç dokumaya devam eden Havva Ana, dokuduklarını ya komşularına veriyor ya da kendi kullanıyor.
Yaylada Osman Emmi yoktu artık. Gaziler çoktan göçüp gitmişlerdi. Kahve aynı kahveydi ama insanlar başkaydı.
Biz ailecek yaylacıyız. Amcam Coşkun Somuncuoğlu'na Sis Dağı'nı soruyorum. 'Sis Dağı'nın adı, vakitli vakitsiz yaylanın üzerine çöken sisten gelir' diyor. 'Bazen dumanla çise de olur, bunun altında yürümenin tadına doyum olmaz. Birkaç metre ötesi bile görülmez olur bazen. Bu aslında yürüyüşlere farklı bir güzellik ve gizem katar. Bu çise değdiği yeri hissedilecek kadar gerer, doğal bir güzellik katar insanın yüzüne, bütün kırışıklıkları yok eder. Yayla insanlarının yüzünde kırışıklar olmaz.'
Diğer amcam Hasan Somuncuoğlu, geçmişi anlatarak devam ediyor söze: 'Göç hazırlıkları günler öncesinde başlardı. Yatak denkleri hazırlanır, yiyecekler çuvallara konur, yükü taşıyacak atlar kiralanırdı.
Göç günü sabah güneşi ile atları yükler, yola düzülürdük. Dört saatlik bir yürüyüşle 'Molla Halil Suyu'na gelindiğinde ilk molamızı verirdik. Moladan sonra 'Armutlualan', 'Kabalak', 'Alçakçeşme' geçilir ve 'İnişdibi'ne varırdık. Bu aynı zamanda öğle molası demekti. Bundan sonra göçün en zor kısmı başlardı. Çünkü meşhur 'İnişdibi Yokuşu' tırmanılırdı. Yolun bu kısmı hepimiz için çok yorucu olurdu. İnişdibi Yokuşu'ndan sonra varılan ilk su kaynağında terli terli içilen su, yorgun vücutlarda şok etkisi yapardı. 'Sancılı Su' adını yıllar sonra çözdüm. Bence böyle denmesinin sebebi terli olarak içilen buz gibi suyuydu.
'Yaylaya vardığımızda yükler atlardan indirilir, ev temizlenir, yataklar tahta döşemeler üzerine serilirdi. Yatakların döşek kısmı ottan olurdu. Eğer yeterli yatak yoksa, yaylaya ulaşmamızın ikinci gününde ormana giderek çam pürleri keser ve bunları şilteye doldurarak yeni yataklar yapardık. 'Pür döşeği' dediğimiz bu yatakta uyumanın tadını hâlâ unutmuş değilim. 'Pür döşeği' doğanın bütün güzel kokularını taşırdı sanki.'
Yayladaki değişime karşı hafif bir sitemde de bulunuyor amcam: 'Yaylada zamanın nasıl geçtiğini bilmezdik. Yayla çocuklar için sınırsız özgürlük demekti. Hiç bitmeyen oyunlarımız vardı, 'çimen döğüşü', 'tahta arabayla sıyma', 'sakıza gitme', 'tezek döğüşü' gibi. Sanırım artık bu oyunlar, yaylada unutuldu. Yaylaya elektrik ve televizyon girdi çünkü. Şimdiki çocuklar maytap atıyor, torpil patlatıyor.'
Çocukluğumdan hatırlıyorum. Geçmişte büyüklerin farklı eğlenceleri vardı yaylada. Osman Emmi'nin kahvesinde ocakbaşı sohbetleri olurken, Dedenin Kahvesi'nde kâğıt oyunları oynanırdı. Hemen her gün ikindi vaktinde, Dedenin Kahvesi'nin arkasında, Mektep Yolu denilen mevkide küçük cep aynalarına nişan atışları yapılırdı. Atışlarda Mazino Dayı, Parabellum marka silahıyla birinciliği kimseye kaptırmazken, çarşamba günleri Gıdal Hasan ve Aşamoğlu Ahmet dayılar koyun keserlerdi. Çünkü perşembe ve cuma günleri yaylaya 'otçu' gelirdi. Bu, yılda bir kere yapılan 'Odcu Haftası' ile karıştırılmasın. 'Otçu gelme', aşağıdan bir grup insanın bir araya gelerek, yaylaya çıkmasının adıdır. Bu grup çoğu zaman kemençe eşliğinde horon teperek ve yayla havaları söyleyerek yayalaya doğru yola çıkardı. Silah atma bu küçük şenliğin bir süsüydü. Biz obanın çocukları, her perşembe günü boş kovan toplamak ve otçuyu karşılamak için dağın eteklerindeki 'Erkek Suyu'na kadar yollara düşerdik.
Otçuların yaylaya varıp obadakilerle buluşması ayrı bir şenlik olur, naralar daha gür atılırdı. Kemençe daha kıvrak çalar, silahlar hiç susmazdı. Böylece perşembe ve cuma günleri şenlik içinde geçerdi.
Yaylada bütün bir yazı böyle geçirirdik. Vakitler ekim ayına geldiğinde, çiğdemler, diğer ismiyle 'var git çiçekleri', bembeyaz açtığında artık yayladan göçme zamanı gelirdi. Bunu buruk ve hüzünlü bir sevinçle yaşardık. Dönüş hazırlıkları başlar, kazanlarla sütlaç yapılırdı. Yine sabah gündoğumuyla yollara düşülür ve göç aynı yerlerde mola vererek aşağıya inerdi.


Jan 17 2011 10:43AM

Yazı: SERVET SOMUNCUOĞLU
Fotoğraflar: AYTUNÇ AKAD


1 2
 
  Arkadaşına yolla        Yazdır        Sık kullanılanlara ekle

#
#
#
#
#
Yorumlar (1)

Misafir
duygulandım okurken .çok sağolun bu kültür yozlaşmasını çok iyi anlatmışsınız
+1  
Yorum ekleyebilirsiniz

 

Kayıtlı isminizin görüntülenmesini istiyorsanız, yorumunuzu yazmadan önce üye girişi yapınız.

Medeniyetlerin Buluştuğu Başkent
Hasankeyf
DEÜ-SAT’tan sualtı temizliği
“Foça Temiz Deniz 2012”
Şarköy’ün Derelerinde Yüzlerce Balık Ölüsü Görüldü
Olayla ilgili inceleme başlatıldı.
'Yarısı Yılan Yarısı İnsan'a en iyi belgesel ödülü
Belgesel, Anadolu'da yılanların şahı olarak bilinen Şahmara...
fotogaleri
Foto Atlas
Günün Karesi
Çok okunanlar
video galeri
Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da

 
  • Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da
  • Kalbin sırları
  • HES'lere karşı savaş müzik albümü oldu.
  • Hayvanların Keyif Dünyası
  • Doğanın Avcıları
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 3
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 2
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 1
  • Kömürle Yanmak
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-1
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-2
  • Evrim ve Göz
  • Atnalı Yengeci: Yaşayan Taşıl
  • Darwin'in Karıncalarını İzleyin
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 1
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 2
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 3
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 4
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 5
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 1
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 2
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 3
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 5
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 1
  • Dünyanın İlk Masalı
  • Anadolu'nun İsyanı
  • Nükleere Karşı Yürü
  • Kardeş Türküler: Anadoluyu Vermeyeceğiz - Oi Oi
  • Kardeş Türküler Anadoluyu Vermeyeceğiz 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
Nasıl kullanırım?
Önce resmin üzerine tıklayarak Duvar Kağıdı galerisini açın. Seçtiğiniz duvar kağıdının sağ altındaki büyüteç işaretine tıklayarak resmi büyütün. Büyük resmin üzerinde sağ tuşa tıklayın ve menüden Arkaplan Olarak Belirle'yi seçin.
Atlas yayın hayatına Nisan 1993'de başladı.Önümüzdeki yıl 20. yaşını kutlayacak. Atlas'ı kaç yıldır takip ediyorsunuz?